Zorluk seviyesi   Zor

süre  bir gün 11 saat 30 dakika

Koordinat sayısı 8427

Uploaded 23 Mart 2018 Cuma

Recorded Mart 2018

-
-
2.371 m
6 m
0
267
535
1.070,0 km

229 kere bakıldı , 9 kere indirildi

yer  Of, Trabzon (Türkiye)

Of - Bayburt - Erzincan - Kemah - Karanlık Kanyon - Kemaliye - Ağın - Malatya - Nemrut - Adıyaman - Halfeti - Gaziantep - Antakya
  • Fotoğraf Nemrut Dağı
  • Fotoğraf Karanlık Kanyon
Dünyanın 2. büyük kanyonudur. Erzincan ilinin Kemaliye ilçesi'nde bulunur. Kemaliyelilerin 100 yıldan fazla süren çabaları sonunda 2002 yılında tamamlanmıştır. Kanyona paralel bir şekilde uzanan, cevre ilçelerle köylere ulaşımı buyuk ölçüde kolaylaştıran insan emeğinin bir harikası TAŞ YOLU mutlaka görmelisiniz.
  • Fotoğraf Baksı Müzesi (Özel Müze) - Bayburt
  • Fotoğraf Baksı Müzesi (Özel Müze) - Bayburt
  • Fotoğraf Baksı Müzesi (Özel Müze) - Bayburt
Baksı Müzesi'nde, nitelikli bir çağdaş sanat koleksiyonu ile geniş bir halk resimleri koleksiyonu ve yerel el sanatlarını yansıtan özgün örnekler bir arada yer alıyor. Müze, sanatçılar ve araştırmacılar için geleneksel sanatlarla çağdaş sanatı buluşturan özgün bir kültürel etkileşim merkezi yaratmayı, yoğun göç nedeniyle parçalanmış bir kültürel ortama yeniden hayat verebilmeyi ve kültürel belleğin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Baksı Müzesi Doğu Karadeniz'de, Bayburt'un 45 km dışında, Çoruh Vadisi'ne bakan bir tepenin üzerinde kuruludur. Eski ismiyle Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar köyünde yükselen bu sıradışı müze çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yan yana, içiçe yer veriyor. Sergi salonları, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konuk evleri ile 30 dönümlük bir araziye yayılan Baksı Müzesi Bayburt doğumlu sanatçı ve eğitimci Hüsamettin Koçan'ın bireysel düşü olarak 2000 yılında filizlendi. Bu fikri hayata geçirmek amacıyla 2005 yılında bir vakıf kuruldu. Başta sanatçılar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal bir projeye dönüşen müze 2010 yılında tamamlandı. 2010 yılı Temmuz ayında müzenin açılışı yapıldı. Baksı Müzesi'nin hedeflerinden biri de, Türkiye'nin en yoğun göç veren bölgelerinden biri olan Bayburt'a yaşam soluğunu sanatla yeniden kazandırmak, bölgenin ekonomik yaşamını canlandırmak.
  • Fotoğraf Korgan Köprüsü - Bayburt
Tarihi İpek Yolunun Bayburt Gümüşhane güzergahında yaklaşık 25. km de yer alır. Merkez İlçeye bağlı Akşar beldesinde yar alan yapı klasik Selçuklu köprülerinden kesme taştan iki gözlü, sivri kemerli bir yapıdır.
  • Fotoğraf Satala (Sadak) Antik Kenti - Gümüşhane
  • Fotoğraf Satala (Sadak) Antik Kenti - Gümüşhane
SATALA (Sadak)ANTİK KENTİ Kelkit İlçesinin 26 km Güney-doğusunda bulunan Sadak Köyü Meşe içi dağlarının doğu eteğinde kurulmuş olan ve antik devirde Satala adını taşıyan önemli bir şehirdi. Fırat sınırını muhafaza amacıyla kurulmuş bir karakol kentidir. Genellikle roma devri özelliğini taşıyan yüzey buluntuları, bugün hemen hemen yok denecek kadar azdır. Yüzeyde görünebilenler birkaç mezar steli hamam, su kameri ve kale surlarıdır. Ancak asıl kent üzerinin büyük bir bölümüne bugünkü yerleşim alanı konulmuştur. Gayri muntazam dikdörtgen şekildeki yerleşmenin etrafı doğuya doğru 200 m. kuzeye doğru 400 m. uzayan surlarla çevrilidir. Surların büyük bir bölümü bugünkü konutların altında kalmıştır. Köyün 1 mil kadar güneyinde ise su kemerleri bulunmaktadır. 47 göz olduğu söylenen su kemerlerinden bugün ancak 4 gözü kalmıştır. Batı duvarının çok yakınında bulunan eski Türk hamamı ise halvetli hamam tipine girmektedir. Ulaşım: İlçe merkezine 28 km, il merkezine 99 km mesafededir. Erzincan ana tur güzergâhı üzerinden sola ayrılan kavşakla yaklaşık 10 km gidildikten sonra Antik Kente ulaşılır.
  • Fotoğraf Ağın
Ağın. Ağın Elazığ ilinin kuzeybatısında olup Elazığ'a yaklaşık 75 Km uzaklıktadır. topraklarının bir kısmı Keban Baraj gölü altında kalmış, diğer kısmı göl kenarında yeşillikler içerisinde leblebisiyle meşhur küçük şirin bir ilçedir.
  • Fotoğraf Arslantepe Açık Hava Müzesi - Malatya
  • Fotoğraf Arslantepe Açık Hava Müzesi - Malatya
Malatya’nın en önemli arkeolojik alanı olarak kabul edilen ve 1932 yılından beri kazı çalışmaları yürütülen Arslantepe, 2011 yılında açık hava müzesine dönüştürülüp ziyarete açılmıştır. Müze, haftanın 7 günü saat 08.00-17.00 arası ziyarete açıktır. Müzenin girişine 1900-1932'li yıllarda bulunup Ankara’ya götürülmüş Malatya Kralı Tarhunza ile 2 aslan heykeli, duvar kabartmalarının aynı malzemeden yapılmış birebir kopyaları yerleştirilmiştir. Ziyaretçiler kazı alanındaki kerpiç saray ile duvar bezemeleri ve diğer kalıntıları görebilmektedir. Arslantepe’de koruma ve sergileme olanağı bulunmayan buluntular Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir.
  • Fotoğraf Yeni Kale - Adıyaman
  • Fotoğraf Yeni Kale - Adıyaman
  • Fotoğraf Yeni Kale - Adıyaman
Kahta ilçesine bağlı Kocahisar Köyü içindedir. İlk yapılış tarihi Hititlere kadar giden kalenin bugünkü şekli Memluklular döneminden kalma olup, Osmanlılar döneminde de kullanılmıştır. Kalenin Urartu, Part, Kommagene, Roma, Sasani ve Arapların eline geçtiği bilinmektedir. Kalenin; kapı girişi üzerinde, mescit’te, doğu burcunda, ve sarayın giriş kapısında olmak üzere çok sayıda kitabeler mevcuttur. Kale giriş kapısı üzerinde yer alan yazıtta Memluk sultanı Kalaun’un, mescitte bulunan yazıtta Melik Eşref Selahaddin Halil, sarayın giriş kapısındaki kitabede ise Melik Nasır’ın adları geçer. Kale içinde Mescit, Hapishane ve zindan, posta güvercinlerinin yetiştirildiği kule, sarnıçlar, hamam ve Kahta Çayına (Nymphaios) inen gizli bir su yolu bulunmaktadır.
  • Fotoğraf Selçuklu Köprüsü - Adıyaman
Selçuklu Köprüsü Eski Kahta (Kocahisar) Köyü sınırları içinde olup Yenikale’nin güneyinde Antik Nymphaios (Kahta Çayı) üzerinde yer almaktadır. Düzgün kesme taştan yapılmış sivri kemerli yapıya sahiptir. Köprünün üzerinde herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Halk arasında Selçuklu köprüsü diye adlandırılan köprünün mimari yapısına bakılarak Selçuklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.
  • Fotoğraf Cendere Köprüsü - Adıyaman
  • Fotoğraf Cendere Köprüsü - Adıyaman
Cendere Köprüsü; Roma köprüsü veya Septimus Severus köprüsü olarak da bilinir. Antik cabinas ( cendere ) çayı üzerinde yer almaktadır. Köprü muhteşem bir kanyondan akan çayın iki tarafını birleştirdiği için bu isim verilmiştir. Kahta ilçesinden Nemrut Dağına doğru giderken Karakuş Tümülüsünü geçtikten yaklaşık 10 Km sonra Sincik- Kocahisar yol ayrımında bulunmaktadır. Köprü Roma imparatoru Septimus Severus’un ( M.S. 193-211 ) emriyle o tarihte Samsat’ta ( Somasata ) karargah kuran XVI. Lejyon tarafından yaptırılmıştır. Biri ana kemer ve biri tahliye kemeri olmak üzere iki kemerden oluşan köprü her biri tonlarca ağırlıkta olan düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. 7 metre genişliğinde 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda olan köprünün en ilginç mimari özelliği harç kullanılmadan yapılmış olmasıdır. Köprünün güneydeki girişin her iki tarafında birer adet korint düzeninde sütun bulunmaktadır. Üzerinde yer alan yazıtlardan birinin köprüyü yaptıran İmparator Septimius Severus’a, diğeri ise onun karısı julia Domna adına dikildiğini göstermektedir. Kuzeydeki girişin bir tarafında bulunan sütun üzerindeki yazıttan onun oğulları Caracalla adına dikildiğini göstermektedir. Bu sütunun karşısında da köprünün yapıldığı dönemde oğulları Geta adına bir sütun dikildiği ancak Septimius Severusdan sonra tahta geçen İmparator Caracalla ( MS.211-217 ) kardeşi Geta’yı öldürterek Roma topraklarında Geta adına dikilen ne varsa yıktırdığından bu yıkımdan Cendere köprüsü de nasibini alır ve kardeşi Geta adına dikilen sütun da kaldırılır. Köprünün yapımından sonra, Roma döneminde değişik zamanlarda onarım gördüğünü köprünün üst kısmında bulunan korniş ( korkuluk ) kısmında yer alan yazıtlardan anlaşılmaktadır. Köprü her iki taraftan rampa biçiminde olup yükselerek orta kısımda birleşmektedir. Bu özellik köprünün statik olarak dayanıklılığını artırmakta hem de anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. Cendere köprüsü Antik Roma mimarisinin muhteşem anıtsal bir örneğidir.
  • Fotoğraf Karakuş Tümülüsü (Anıt Mezar) - Adıyaman
  • Fotoğraf Karakuş Tümülüsü (Anıt Mezar) - Adıyaman
  • Fotoğraf Karakuş Tümülüsü (Anıt Mezar) - Adıyaman
Kahta ilçemiz sınırları içinde yer alan Kommagene Krallık ailesinin hanımlarına ait bir anıt mezardır. Tümülüsün üzeri çay taşlarının yığılmasıyla oluşturulmuştur. Yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki tümülüsün güneyinde dikili bulunan sütun üzerindeki kartal heykelinden dolayı yöre halkı tarafından karakuş olarak anılmış ve bu isimle kültür literatürüne girmiştir. Tümülüsün doğusunda iki adet yaklaşık 10 metre yüksekliğinde sütun bulunmaktadır. Bir sütun üzerinde boğa ve diğer sütun üzerinde ise aslan heykeli yer almaktaydı. Bugün sadece boğa heykeli sütun üzerinde yer almaktadır onun da baş kısmı yok lmuştur. Tümülüsün batısında ise Kommagene kralı I. Antiochos’un ( MÖ 69 – 36 ) oğlu Kral II. Mithridates’in ( MÖ. 36-20 ) kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması yer alır. Sütun üzerindeki yazıttan anıt mezarın Kral Antiochos’un eşi İsias, kızı Antiochis ve torunu Aka’ya ait olduğu anlaşılmaktadır.
  • Fotoğraf Perre Antik Kenti - Adıyaman
  • Fotoğraf Perre Antik Kenti - Adıyaman
  • Fotoğraf Perre Antik Kenti - Adıyaman
Antik kaynaklarda Me’arath gazze Pörön, Mezopotamya’da ise Pirin ve Perin olarak bilinen Kommagene Krallığı’nın beş büyük kentinden biri olan Antik Perre Kenti Melitene’yi (Malatya) başkent Samosata’ya (Samsat) bağlayan yol güzergahı üzerinde olması nedeniyle geçmişte jeopolitik bir öneme sahipti. Bugün bile halkın kullandığı çeşmeden akan suyun güzelliği ve lezzetinden dolayı antik dönemde bu güzergahtan geçen yolcular, kervanlar ve askerlerin mola verdiği Perre Kenti Roma döneminde de Antik Toros yolları içinde önemini sürdürmüştür. Bizans döneminde ise antik batı dünyasını Pers ( İran ) ülkesine bağlayan büyük bir yol üzerinde olması nedeniyle bu dönemde de kent önemini korur. Bu dönemde Hierapolis (Kutsal Şehir) olarak anılan Perre İ.S. 325 yılında Nicaea (İznik)’de toplanan İncil konsiline Piskopos İoannes Perdos yönetimindeki Persidas eyaletinin bir şehri olarak katılır. İ.S. 433 yılında Samosata’lı (Samsatlı) Andreasın Alexander’e yazdığı mektupta Perre’de bulunan bazı önemli piskoposlardan bahsetmesi kentin dinsel açıdan da önemli bir kent olduğunu gösterir. Bütün bunlar Perre Antik Kentinin antik dönemde hem dinsel hem de jeopolitik öneme sahip bir kent olduğunu göstermektedir. Perre Antik Kenti Bizans döneminden sonra önemini yitirmiş ve eski parlak dönemini bir daha yakalayamamıştır. Antik kentin asıl yerleşim kısmı üzerinde bugün Örenli Mahallesi olarak geçen ancak özünde köy görünümüne sahip geç dönem yerleşimi mevcuttur.
  • Fotoğraf Adıyaman Müzesi - Adıyaman
  • Fotoğraf Adıyaman Müzesi - Adıyaman
Paleolitik Çağdan Osmanlı Dönemine kadar devamlılık gösteren arkeolojik eserler salonunda; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Demir Çağı, Helenistik, Roma, Bizans, İslami, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çeşitli eserler sergilenmektedir. Etnoğrafik Eserler Salonunda ise yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokumaları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ile bakır eşyalar teşhir edilmektedir. 1982 yılında modern binasına kavuşmuş ve bu tarihten sonra kendi binasında hizmet vermeye başlamıştır. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Açılış Saati: 08:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Açılış Saati: 08:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Kapanış Saati: 17:00 Tatil Günü: Pazartesi Giriş Ücreti: ÜCRETSİZ
  • Fotoğraf Turuş Kaya Mezarları
Adıyaman’a 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer almaktadır. Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapılmıştır. Mezarların içine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazı Kaya mezarlarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürler ve kabartmalar bulunmaktadır.
  • Fotoğraf Halfeti
  • Fotoğraf Halfeti
  • Fotoğraf Halfeti
Halfeti — İlçe — Halfeti on the Euphrates.jpg Yeni Halfeti Yeni Halfeti Şanlıurfa location districts.png Ülke Türkiye İl Şanlıurfa Coğrafi bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi Yönetim - Kaymakam Mutlu Köksal - Belediye başkanı Mustafa Bayram, Ayşe Durmuş (BDP) [1] Yüzölçümü [2] - Toplam 646 km2 (249,4 mi2) Rakım [3] 450 m (1.476 ft) Nüfus (2016)[4] - Toplam 38,294 - Kır - - Şehir 38,294 Zaman dilimi UDAZD (+3) Halfeti, Şanlıurfa ilinin bir ilçesidir. Şanlıurfa'nın batısında yer almaktadır. İçindekiler 1 Tarihçe 2 Nüfus 3 Demografi 4 Turizm 5 Şive 6 Halfeti ilçesine bağlı mahalleler 6.1 Mahalleler 7 Ulaşım 8 Kaynakça 9 Dış bağlantılar Tarihçe M.Ö 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından kurulduğu zaman "Şitamrat" adını taşıyordu. Şehir, tarihi boyunca Hitit, Asur, Med, Pers, Makedon, Selevkos ve Partlar'ın idaresinde kalmıştır. Yunanlar buraya "Urima" adını vermişlerdir. Süryaniler ise "Kal'a Rhomeyta" ve "Hesna d'Romaye" adlarını kullanmışlardır. Güneydoğu Anadolu, Roma İmparatorluğu döneminde Orshoene eyaleti içinde yer almış ve kale bu eyaletteki önemli şehirlerden birisi olmuştur. 2. yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez "Romaion Koyla" adını almıştır. Şanlıurfa ve çevresi Ömer döneminde fethedilmiş ve daha sonra Emevi, Abbasi, Selçuklu, Zengi ve Eyyübiler’in hâkimiyetlerinde bulunmasına rağmen Rumkale olarak bilinen yerleşim Müslüman devletlerin toprakları dışında kalmıştır. Urfa Haçlı Kontluğunu kuran Boudovin de Boulogne 1116 yılında Rumkale’yi Ermeni Prensi Gog-Vasil’in elinden aldı. Urfa kontesi Beatrice 1150 yılında Rumkale' yi, Ermeni Katolikosuna teslim etti. Rumkale, 1260 yılında İlhanlı hükümdarı Hülagu' nun orduları tarafından ele geçirildi.
  • Fotoğraf Rumkale - Gaziantep
  • Fotoğraf Rumkale - Gaziantep
Rumkale Rumkale Fırat Nehri ile Merzimen Çayı’nın birleştiği, yüksek kayalarla örtülü bir tepe üzerinde konumlanmıştır. Antik dönemden günümüze kadar Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin ve Kale-i Zerrin (Altın Kale) gibi bir çok isimle adlandırılan Rumkale’deki mimari kalıntılar Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır. Kalede bugün görülebilen yapılar arasında Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, çok sayıda yapı kalıntısı, su sarnıçları, kuyu ve hendek yer almaktadır. Roma döneminde Hz. İsa’nın havarilerinden Yohannes’in Rumkale’ye gelip yerleşmesi ve burada Hıristiyanlık dinini yayması nedeniyle, bu yerleşim yeri Hıristiyanlık tarihinde önemli bir rol oynamaktadır. Yohannes’in, İncil’in kopyasını Rumkale’de bir mağarada sakladığı daha sonra kopyaların buradan alınıp Beyrut’a götürüldüğü anlatılmaktadır. Rumkale bir yarımada üzerinde bulunduğu ve yarımadanın da hendek ile bağlantısı kesildiği için ulaşım Gaziantep’in Yavuzeli ilçesine 25 km uzaklıktaki kasaba köyünden veya Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinden tekneler ile yapılabilmektedir
  • Fotoğraf Dülük Antik Kenti - Gaziantep
  • Fotoğraf Dülük Antik Kenti - Gaziantep
  • Fotoğraf Dülük Antik Kenti - Gaziantep
Gaziantep kent merkezinin 10 km. kuzeyinde yer alan, bilinen ilk yerleşimi 600 bin yıl öncesine tarihlenen Dülük, “Antik Kent” ve “Kutsal Alan” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Antik yerleşim, Dülük Köyü’nün kuzey bitişiğindeki Keber Tepesi ve çevresinde toprak altındadır. Kutsal alan ise Dülük Köyü’nün yaklaşık 3 km kuzeyinde, Dülük Baba tepesinde yer almaktadır. Dülük Mitras Tapınağı, Gaziantep Müzesi ile Almanya Münster Üniversitesi’nin katılımlı kazıları sonucunda 1997-1998 yıllarında ortaya çıkarılmıştır. Anadolu’da bulunan Mitras Yeraltı Tapınağı’nın ilkidir. Şehitkamil Belediyesi ve Gaziantep Müzesi koordinatörlüğünde Mitras Tapınağı düzenlenmiş, aydınlatma sağlanarak gezi yolları oluşturulmuştur. Keber Tepesi’nin karşı sırtları, antik yerleşmenin nekropol (mezarlık) alanıdır. Burada çok sayıda kayaya oyulmuş oda mezarları mevcuttur. Mezarların içerisinde, dini ve mitolojik konulu kabartmaları olan lahitler bulunmaktadır. Dülük’te Keber Tepesi’nde yapılan bilimsel kazılarda Alt Paleotik döneme ait çakmaktaşı aletler ve bu aletlerin yapıldığı atölyeler bulunmuştur. Aynı dönemde barınma için kullanılan “Şarklı Mağara” da M.Ö. 600.000 yıllarına tarihlenmektedir. Bizans döneminde Dülük Kenti Hititlerden beri süregelen kutsal şehir konumunu Başpiskoposlukla devam ettirmiştir. İslam akınları sonrasında oldukça tahrip olmuş, Başpiskoposluğun 7. yüzyılda Zeugma’ya taşınmasıyla birlikte ise, dini merkez konumunu kaybetmiştir.
  • Fotoğraf Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
  • Fotoğraf Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
  • Fotoğraf Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
Zeugma Mozaik Müzesi, 9 Eylül 2011 tarihinde Gaziantep'te açılan ve 1700 metrekarelik mozaik ile dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyan müzedir. Yaklaşık 3 yıl boyunca "dünyanın en büyük mozaik müzesi" unvanını taşıyan müze, bu unvanını, 28 Aralık 2014 tarihinde açılan Hatay Arkeoloji Müzesi'ne devretmiştir.[2] Müze, ziyarete açık olduğu ilk bir gün boyunca 3000'in üzerinde ziyaretçi ağırlamıştır.[3] Gerek mimarisi, gerekse teknolojik açıdan dünyanın önde gelen bir müzesidir. İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktadır. Zeugma’daki mozaikler on üç renk armonisinden oluşmaktadır. Üç blok olarak inşa edilen Zeugma Mozaik Müzesi, mozaik ve arkeoloji müzeleriyle sergi ve konferans salonu olarak hizmet verecek. Müzede Zeugma'dan gelen mozaikler sergilenilir. Ayrıca Dünyaca ünlü "Çingene Kızı" mozaiği burada sergilenmektedir.
  • Fotoğraf Gaziantep Kalesi - Gaziantep
  • Fotoğraf Gaziantep Kalesi - Gaziantep
  • Fotoğraf Gaziantep Kalesi - Gaziantep
Gaziantep Kalesi Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olarak, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir. Kale, ilk olarak Roma döneminde höyük üzerinde bir gözetleme kulesi olarak yapılmış, bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. yüzyılda almıştır. Kale çapı yaklaşık 100 m., çevresi 1200 m. olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Gaziantep Turizmi’ne bir güneş gibi doğan Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçilerini beklemektedir
  • Fotoğraf Ravanda Kalesi - Kilis
  • Fotoğraf Ravanda Kalesi - Kilis
  • Fotoğraf Ravanda Kalesi - Kilis
  • Fotoğraf Ravanda Kalesi - Kilis
Afrin Çayı’nın doğusunda oldukça geniş bir açısı olan kale yüksek konik bir tepe üzerine kurulmuştur. Kale, dağın sivri tepesi oyulmak suretiyle yapılmıştır. Kaleye ait yapılar zirvedeki düzlüktedir. Surlar ve birbirinden farklı uzaklıkta köşeli ve yarım yuvarlak biçimindeki burçlarının bir kısmı hala ayaktadır. Surun büyük bölümü yıkılmış ve toprakla örtülmüş durumdadır. Kalenin iç kısmının doğu bölümünde ön tarafında merdivenler bulunan iki büyük su sarnıcı vardır. Sarnıçlardan gizli bir yolla Afrin Çayı'na inilebildiği sanılmaktadır. Kuzey bölümünde ise, saray olduğu düşünülen bir yapı kalıntısı bulunmaktadır. Kalenin giriş kapısı güneydedir. Kapının çeşitli tarihlerde onarım gördüğü, yapı tarzından ve kullanılan malzemenin farklılığından anlaşılmaktadır. İç kale kapısının genişliği 2.20 m., yüksekliği 3.10 metredir. Kalenin kaç kat olduğunu tespit etmek mümkün olmamıştır. Ravanda Kalesi ve çevresinde günümüze kadar arkeolojik kazı gerçekleştirilmediğinden kalenin geçmişi hakkındaki bilgiler tahmine ve bölgede egemenlik kuran uygarlıklara dayanmaktadır.Yesemek Heykel Atölyesi'nin Ravanda Kalesi'ne olan yakınlığından ve kalede görülen Hitit mimarisine ilişkin izlerden dolayı Hititler tarafından kullanıldığı görüşü ağır basmaktadır. Memlukluların uzun süre egemen olduğu kale Bizans döneminin ardından Arap akınları sırasında ve Osmanlı Döneminde de kullanılmıştır. Bu dönemde kaleye yeni ilaveler yapılarak genişletilmiştir. Bugün ayakta kalan kısım iç kaledir. Dış kale duvarlarından ancak bazı yerlerde döküntüler ve temeller kalmıştır. İslami devirlerde de ilaveler yapılmış, tahkim edilmiş ve genişletilmiştir.Kaleye ait kesin bilgiler XI. yüzyıla ve bu yıllardaki Haçlı Seferleri’ne dayanmaktadır. İslam ve Latin kaynakları kalenin varlığından ilk kez Haçlı Seferleri sırasında söz etmektedirler. İslam kaynaklarında “er-Ravendan”, Haçlı kaynaklarında “Ravendel/Ravandal/Ravenel”, Ermeni kaynaklarında “Aréventan” olarak geçen kale, tarihsel süreç içerisinde bölgeye egemen olan tüm devletlerce kullanılmıştır. Özellikle VII. yüzyılın ortalarında bölgede yaşanan hristiyan-müslüman çatışmasında “avasım, sügur” adı verilen bölge içerisinde bulunan Ravanda Kalesi İslam Devletlerince hristiyan Bizans’a karşı verilen savaşlarda önemli bir askeri üs olmuştur. Bölge ilk islam devletlerini koruduğu için avasım şeklinde adlandırılmıştır. Söz konusu bölge; Halep ile Antakya arasında yer almaktaydı. Yâkût el-Hamevî, Yezîd İbn-i Muaviye zamanındaki avasım beldelerini sayarken şu isimleri yazar; Kınnassarin, Antakya, Menbic, Dülük, Raban, Korus, Tizin. Sayılan yerlerde bulunan kaleler de avasımdan idi ki, bunlardan birisi de Ravandan'dır. Ravanda Kalesi, 1097 yılından itibaren adından oldukça sık söz ettirmiştir. I. Haçlı Seferi'ne katılan Baudouin de Boulogne ile ön planda olmuş ve ünlenmiştir.
  • Fotoğraf Hatay Arkeoloji Müzesi
  • Fotoğraf Hatay Arkeoloji Müzesi
Hatay Arkeoloji Müzesi ya da Antakya Arkeoloji Müzesi, antik döneme ait eserlerin sergilendiği bir sanat müzesidir. 28 Aralık 2014 itibarıyla dünyanın en büyük mozaik sergileme alanına sahip müzedir. Antakya Cumhuriyet Alanı’nda, Asi Nehri kenarında ve köprü yakınında yer almaktaydı. Aktif olduğu dönemde dünyanın en büyük üçüncü mozaik müzesi ve mozaik eser koleksiyonuna sahipti.[2] Müzede, Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait olan ve Harbiye, Antakya, Atçana, Seleukia Pieria ile İskenderun’da bulunmuş eserler sergilenmekteydi. Bu eserlerin çoğunluğu, 1932-1939 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu keşfedilmiştir. Döneminde dünyanın en büyük ikinci arkeoloji müzesi ünvanını taşıyan Hatay Arkeoloji Müzesi inşaatı çalışmaları 1934 yılında başladı. Bu inşaat çalışmaları, 1932 yılında Antakya ve çevresinde başlayan kazı çalışmalarından esinlenerek ve de Fransız arkeolog M. Prost'un tavsiyesi üzerine başlatılmıştır. Müze binası 1938 yılında tamamlandı, ve bir yıl sonra Hatay, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vilayeti oldu. Müze, 23 Temmuz 1948 tarihinde hizmete açıldı. 1975 Yılında müze tekrar bir revizyondan geçti. Hatay Arkeoloji Müzesi koleksiyonu sekiz sergi salonu ve bahçesinde sergilenmekteydi. Eserler bulunduğu mekânlara uygun olarak düzenlenmişti. Odalar büyük pencerelerle dolu olduğundan doğal ışığın bol olması sağlanmaktaydı. Etiketlerin çoğu da Türkçe ve İngilizceydi.
  • Fotoğraf Antakya Kalesi Ve Surları - Hatay
M.Ö.300 yıllarında Büyük İskender’in generallerinden Seleucos I. Nikator tarafından kurulan Antakya kalesi dünyanın önemli yapıları arasında yer alır. Sırasıyla Seleukos’lar Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir.12 km uzunluğunda olan surların 360 kuleden oluştuğu düşünülmektedir. Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda çok harap olmuştur. Bugün ayakta kalan duvarların büyük bir kısmı M.S.6.yy’da Bizans İmparatoru Justianus tarafından yaptırılmıştır. Kale duvarları; Asi nehrinin kenarından başlayarak Silpius dağları arasında dolanıp, Küçükdalyan’da tekrar nehre kavuşmakta idi. Şimdi ancak Silpius dağı (Habib-i Neccar ) üzerindeki kısımları bulunmaktadır Kalenin, kuzeyde Halep Kapısı (St. Paul), doğuda Demir Kapı, güneyde Şam Kapısı, batıda Köprü kapısı ve kuzeybatıda Köpek Kapısı olmak üzere 5 kapısı vardır.
  • Fotoğraf Saint Pierre Kilisesi
  • Fotoğraf Saint Pierre Kilisesi
Saint Pierre Kilisesi, Stauris Dağı'nın batısında kayalara oyulmuş 13 metre derinliğinde, 9.5 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Antakya'daki ilk Hristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara Hristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilir. İncil'in Resullerin İşleri bölümünde Barnabas'ın Tarsus'a giderek Pavlos'u Antakya'ya getirdiği, Antakya'da bir yıl birlikte çalışarak Hristiyanlığı yaydıkları ve bu dine inananlara 'Hristiyan' adının verilmesinin Antakya'da gerçekleştiği bilinmektedir. Bu bilgilere ek olarak Pavlos'un Galatyalılara yazdığı mektupta Antakya'ya gelen Petrus ile Hristiyanlığın o günkü durumunu tartıştığını belirtmektedir. Hristiyan geleneği Petrus'u Antakya Kilisesi'nin kurucusu ve burada oluşan Hristiyan topluluğun ilk başpapazı olarak kabul etmiştir. Kilisenin erken döneminden günümüze sadece taban mozağinin parçaları ve sunağın sağında, duvar boyamalarının izleri kalmıştır. Dağa açılan tüneli bir zamanlar burada toplanan Hristiyanların baskınlar sırasında kaçmak için kullandıkları sanılmaktadır. Kayalardan sızarak yalakta toplanan su vaftiz için kullanılmıştır. Son yıllara kadar ziyaretçilerin şifalı kabul ederek içtikleri, hastalara götürdükleri bu su sızıntısı depremler nedeniyle azalmıştır. Kilisenin ortasındaki taş sunağın üstünde eskiden 21 Şubat tarihinde Antakya'da kutlanan Saint Pierre Kürsüsü Bayramı için yerleştirilen taştan bir kürsü vardır. Sunağın üzerindeki mermer Saint Pierre heykeli 1932 yılında yerleştirilmiştir. 1098 yılında Antakya'yı ele geçiren haçlılar kiliseyi birkaç metre daha uzatıp iki kemerle ön cepheye bağlamışlardır. Bu cephe 1863 yılında, Papa IX. Pius'un isteğiyle restore işlerine girişen Kapuçin rahipleri tarafından yeniden yapılmıştır. Restorasyona III. Napolyon da katkıda bulunmuştur. Kilise girişinin solunda duran kalıntılar bir zamanlar ön cephenin önünde bulunan revaktan geriye kalmıştır. Bahçenin birkaç yüzyıl mezarlık olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kilisenin iç kısmında da özellikle sunağın çevresinde de mezarlar bulunmuştur. Günümüzde bir müze olan kilisede valiliğin izniyle müze müdürlüğü denetiminde ayin yapılabilmektedir.
  • Fotoğraf Derebaşı Rampası
  • Fotoğraf Derebaşı Rampası
  • Fotoğraf Derebaşı Rampası
www.dangerousroads.org isimli site, dünyanın en tehlikeli yollarını araştırıyor ve tanıtıyor. D915 nolu Bayburt yolu site kullanıcıları tarafından “Dünyanın en tehlikeli yolu” seçildi. Site kullanıcıları yolu, “Ölüm yolu” olarak nitelendirilen Bolivya’daki yoldan daha tehlikeli olarak tanımlandı. Sitede yer alan bilgilerde, yolun 106 kilometre uzunluğunda olduğu ve 29 keskin virajdan oluştuğu belirtiliyor. 2 bin 35 metre yüksekliğindeki Soğanlı Dağı eteklerinde yer aldığı aktarılan yolun ne kadar zor bir güzergah olduğu anlatılırken, “Bazı virajları tek seferde dönemezsiniz, yol 1916 yılında Rus askerleri tarafından yapıldı” deniliyor. Yolun kenarlarında korkuluk olmaması da site kullanıcıları tarafından dikkat çekilen bir nokta oldu. Sitede, yolun en tehlikeli bölümünün Derebaşı tesislerinin bulunduğu yer olduğu, bu bölümün de genelde kar ve tipi nedeniyle kapalı olduğu ifade edildi. Site kullanıcıları, yolun tehlike sıralamasında Bolivya’daki yolu geçtiğini sık sık belirtirken, o yolun sadece turistik amaçlı kullanıldığını, Bayburt’taki yolun ise insanlar için önemli bir güzergah olduğunu anlattılar. Dünyanın tehlikeli yollarını gezerek değerlendirme yapan site kullanıcıları, Bayburt’taki yol için “sözler ve fotograflar ne kadar tehlikeli olduğunu anlatamaz” yorumunda bulundular.

Yorumlar

    You can or this trail