-
-
204 m
82 m
0
3,2
6,3
12,62 km

11 kere bakıldı , 0 kere indirildi

yer Bahçeköy, İstanbul (Türkiye)

Bir gün önce karların içinde bata çıka mücadele eden biri için hiç de normal değildi sabah ki havanın durumu, bulutlar dağılmış, güneş ise çoktan açmıştı. Biz ise hep doğuya doğru yol alırken bu sefer batıya dönmüştük yüzümüzü, boğazı geçecek suyun öteki tarafında atacaktık adımlarımızı.

İstanbul trafiğine hiç takılmadan ulaştık Belgrad Ormanları'na. Yürüyeceğimiz parkur bölgedeki dokuz ayrı tabiat parkından biri olan Falih Rıfkı Atay içinden başlayıp sırasıyla Neşetsuyu, Bentler ve Kömürcübent Tabiat Parklarını geçerek tekrar başladığı yere dönüyordu ve üç ayrı bendi ziyaret etmiş oluyorduk.

Araçtan ayrılıp başlayacağımız noktadaki tesiste son ihtiyaçlarımızı giderdik ve taze birer sabah çayına hayır demedik. Biraz sonra atacağımız ilk adımlar sabah mahmurluğunun son kırıntılarını da yok edecek üstümüzden. Hatta ondan önce etrafımızı kuşatan Sapsız meşelerin yüksek dallarındaki kuşların şarkıları uyandıracak bizi.

Patikaya çıkıp yola düşüyoruz çok geçmeden. Daha en başında, ormanın ortasında tarihi bir kalıntı karşılıyor bizi, eski bir kiliseye benziyor. Kimbilir, belki de Kanuni'nin Sırbistan seferinden getirdiği Belgradlılar'ın buradan taşınmadan önce kullandıkları bir yapı olmalı.
Biraz sonra yanımızdan dağ bisikleti yapanlar geçiyor, üstelik ormandaki çamura aldırmayıp patikayı bize bırakarak, sonra bir kere daha, onları izlemek bile keyifli. Ormanlar aynı zamanda popüler bir bisiklet alanı.

Sağımızda kalan küçük dere yatağını takip ederek toprak yolla ilerliyoruz. Gözümüz erkenci bahar çiçeklerine ilişiyor. Bazı noktalar küçük, boncuk gibi çiçekleri pembe bir halıyı andıran siklamenlerle kaplı. Onlara soğanlı bir tür olan mor renkli Yıldız sümbülleri eşlik etmekte. Küçük kırmızı meyveleriyle dikkat çeken ve her dem yeşil olan Dere Kirazı (Atdili) ve Tavşan Kirazları (Dikenli Mersin) ise her yerde.

Toprak yol yavaş yavaş yükselen bir patikayla buluşuyor az sonra. Artık orman da Kayınlar çoğalmaya başladı, yerler sonbahardan kalma kurumuş kayın yaprakları ile dolu. Aralarda yaşlı Kestane ağaçlarını görmek, yerde güzden kalma kestaneler bulmak ise sevindirici.
İkinci Mahmut Göleti'nin başladığı noktaya çıkarken kendi halinde bir Gri Balıkçılı ürkütüyoruz, burası hala onun beslenebileceği kadar sakin bir yer olmalı. Küçük bir molayı da hak ediyoruz bu arada.Gölet boyunca devam eden patikayla İkinci Mahmut Bendi'ne ulaşmamız çok uzun sürmüyor. 1839 tarihli bend diğerleri gibi hala dimdik ayakta.

1796 tarihli Valide Sultan Bendi ise hemen onun sağ tarafında kalıyor. Zamanında özellikle Beyoğlu bu iki bendin kaynaklık ettiği bir dağıtım ağıyla su ihtiyacını karşılıyor ve sular semtteki çeşmelere bugün Taksim olarak bildiğimiz noktadan paylaştırılıyordu. Valide Sultan Göleti'ni sağımıza alıp yürümeye devam ediyoruz. Muhtemelen şiddetli rüzgarın yıktığı ağaçlar hiç de az değil etrafımızda. Yol kenarında neden öldüğü belli olmayan bir çakal buluyoruz. Bir kaç gün olmuş belliki, yaban hayat bu büyük metropole inadına direniyor.

Yanımızdan dört nala geçen atlıların rüzgarı dinmeden kendimizi Kömürcü Bendi'nde buluyoruz. Saat ilerlemiş, insanlar , İstanbullular uyanmış anlaşılan. Artık asfalt olan yol boyu uzanan mesire alanları, masalar yavaş yavaş dolmaya başlamış. Otomobiller vızır vızır işliyor artık. Yürüyüşü bitirdiğimizde ateşimizi çoktan yanmış, çayımızı demlenmiş buluyoruz. Parktaki çardaklardan birisi mesken oluyor bize.

Belgrad Ormanları'nda olmasa da kurt gibi açız hepimiz. Biberler, domatesler derken köftelerde mangal da kızarıyor. Peşine ikinci bir çay daha demliyoruz. Kış güneşi erken batıyor ama. Havanın gün içindeki ılıklığı hızla yok oluyor. Ateşin başında toplananlar artmaya başlayınca artık yola çıkma zamanının geldiğini anlıyoruz. Keyifli, rahat, eğlenceli, heyecanlı (!) bir gün bitiyor bir kere daha. Dostlukla, mutlulukla...

Yorumlar

    You can or this trail