Koordinat sayısı 304

Uploaded 04 Şubat 2020 Salı

-
-
90 m
-1 m
0
3,0
6,0
12,01 km

429 kere bakıldı , 4 kere indirildi

yer Eminönü, İstanbul (Türkiye)

Pera Yunanca "karşı yaka" veya "öte" anlamına gelir. Buradaki yerleşim bizansın bir parçasıydı. Konstantinepolis'in 13 mahallesinden biriydi.Ancak tarihi önemini Ceneviz Kolonisi olmakla kazandı.
Galata, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin tarihi açıdan zengin bir semtidir.

Genel olarak Beyoğlu'nun alt tarafı, yani Azapkapı, Tophane ve Galata Kulesi'nin arasında kalan bölge olarak tarif edilebilir. Bölgenin nüfusu artınca özellikle 19. yüzyılda yerleşim yerleri yukarıya doğru yayılmıştır. Yapılan elçilik binaları da yukarı kısmın büyümesinde etkili olmuştur. Galata, uzun yıllar boyunca rıhtımıyla ülkenin dışa açılan bir kapısı olmuştur. Tarihî olarak denizcilerin bir uğrak yeri olma niteliğini taşımıştır. II. Mehmed'in İstanbul'u fethinden önce bir Ceneviz kolonisi olan bölge, Osmanlılara barış ile teslim edildiği için geniş ölçüde ayrıcalıklar tanınmıştır ve bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna kadar devam etmiştir. Semti çeviren surlar 19. yüzyılda yıkılmıştır.

Kentin en önemli tarihi eserlerinden biri Galata Kulesi'dir. Galata'da sinagoglar ve Rum, Ermeni ve Gürcü kiliseleri mevcuttur. Eski yıllarda bunlardan en bilineni Aziz Petre Gürcü Kilisesi'ydi. 1671 tarihinde mevcut olduğu bilinen Zülfaris Sinagogu, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, olarak 25 Kasım 2001'de açılarak hizmete girmiştir.
Dini mimari

YENİCAMİ

Yeni Cami ya da Valide Sultan Camii, İstanbul'da 1597 yılında Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle temeli atılan ve 1665'te zamanın padişahı IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan'ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir
Dini mimari

AHİ ÇELEBİ CAMİİ

Ahi Çelebi Camii Fatih ilçesinin Eminönü semtindeki bir camidir. ‘Kanlıfırın Mescidi’ ve ‘Yemişçiler Camii’ olarak da bilinir. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin arkasında, Zindan Han yakınında ve Yoğurtçular sokağındadır. Banisi Ahi Mehmet Çelebi 'dir. Adı kaynaklarda Ahmed ve Mahmud olarak da geçmektedir. Vikipedi Adres: Sarıdemir, Ragıp Gümüşpala Cd. No:36, 34134 Fatih/İstanbul İnşaat başlangıç tarihi: 16. yüzyıl Tamamlanma tarihi: 16. yüzyıl
Dini mimari

SOKOLLU CAMİ

Sokollu Mehmet Paşa Camii İstanbul'da Atatürk Köprüsü'nün Galata ayağının dibinde, Azapkapı semtinde yer alan camidir. Mimar Sinan tarafından 1578'de Sokollu Mehmet Paşa adına yapılmıştır. Selimiye Camii stilinde yapılmış olan caminin altı mahzendir. Denize yakın camiler içinde sağlam temellidir. Adres: Azapkapı, Tersane Cd., 34421 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 1577 Mimari tarz: Osmanlı mimarisi Temel atma tarihi: 1573 Mimar: Mimar Sinan
çeşme/kaynak

SALİHA SULTAN SEBİLİ

Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi, İstanbul Azapkapı'da Lale Devri sonrasında I. Mahmud'un annesi Saliha Sultan tarafından yaptırılan çeşme. Sokollu Mehmet Paşa Camii, Saliha Sultan Sıbyan Mektebi ve Yeşildirek Hamamı ile beraber bir külliye oluşturması için tasarlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli koruma ve düzenlemelere uğramıştır. İlk olarak 1953 yılında geniş kapsamlı bir şekilde restore edilen çeşme, son olarak da 2005 yılında onarılmıştır. Çeşmenin bir "meydan çeşmesi" olma özelliğini kaybetmesinde kent içindeki konumunun ve yaşanan yoğun trafiğin etkisi büyüktür. Meydan çeşmesi özelliğini kaybetmesi, görsel anlamdaki algısını da değiştirmiştir. Sultan Mahmud, Galata’nın su ihtiyacını karşılamak üzere Taksim şebekesini yaptırmış ve buradan beslenmek üzere annesi için bu çeşme ile kendi adına Tophane Çeşmesi’ni inşa ettirmiştir. Belgelenmesi mümkün olmayan bir halk söylentisi Azapkapı Çeşmesi’nin yapımını, su getirirken testisini kıran küçük bir kız çocuğunun Vâlide Sultan’ın dikkatini çekerek saraya aldırılmasına ve zamanla bu kızın Sâliha Sultan adıyla padişah zevcesi ve annesi olmasına bağlamaktadır. Şehrin en hareketli bir köşesinde bulunan bu âbidevî sebil ve çeşme, genellikle usulden olduğu gibi bir sıbyan mektebi ile beraberdi. Ancak burada mektep bunların hemen yanına ayrı bir bina halinde yapılmıştı. Çeşmenin varlığı ile de Galata’nın bu köşesi yakın tarihe kadar Çeşme Meydanı adıyla tanınagelmişti. 1910’lu yıllarda sebil-çeşme tamir edilmek üzere kısmen söktürülmüş, fakat araya savaş yıllarının girmesi, arkasından da İstanbul sularının evkaftan belediyeye devri üzerine bir daha ilgilenen olmadığından tamamen harap olmak üzere perişan bir duruma girmişti. Ancak 1954 yılında Azapkapı sebil ve çeşmelerinin ihya edilmesi gerçekleşmiş ise de tam önünden geçirilen ana trafik yolu yüzünden bu zarif eser çukurda ve ihtişamına yakışmayan bir çevrenin ortasında kalmış, bu arada sebil kadar değerli olan ve onunla bir bütün teşkil eden mektep de yıktırılmıştır. Azapkapı Meydan Çeşmesi değişik bir plana göre yapılmıştır. Bir cephesi ortada ileri taşkın üç pencereli bir sebil ile iki yanında birer çeşme bulunmaktadır. Diğer üç cephe ise sadece düz mermer kaplıdır. 1952-1953’te eski gravürleri ile fotoğraflarına göre ihya edilen alt yüzü işlemeli geniş saçak ahşap bir çatı halinde yükselir. Ortada yüksek kasnaklı bir kubbe ile etrafında sekiz kubbecik sıralanır. Sebilin üstünde de aynı tarzda küçük bir kubbe vardır. Azapkapı sebilçeşmelerinin en dikkate değer tarafı, esas cephesinde mermer üzerine kazılan kabartma işlemeleridir. Bu yüzde hiçbir satıh boş kalmayacak şekilde zengin dal kıvrımları, çeşitli çiçekler, stalaktitler, çanaklardan çıkan fidanlar ve meyvelerle çok zengin fakat zarif biçimde bezenmiştir. Bu taş bezemenin arasında uzun kitâbe metinleri de yer alır. Sebillerin tunç şebekeleri de mermer işlemeye uygun biçimde dökülmüştür. Azapkapı Sebili’nin taş tezyinatı, klasik devir Türk sanatının sadeliğine aykırı düşecek derecede yüklü olmakla beraber gözü rahatsız etmez. Kullanılan motiflerin aralarında Batı sanatından sızmış bazı unsurların da varlığı, Türk sanatında Lâle Devri üslûbu olarak adlandırılan yabancılaşma safhasına işaret etmektedir. Ancak bu yabancılaşma klasik Türk zevkine henüz çok aykırı düşmemektedir. Böylece Azapkapı Sâliha Sultan Sebil ve Çeşmesi’ni Türk sanatının bir devrini temsil eden en değerli ve güzel eserlerinden biri olarak görmek mümkündür. Azapkapı sebil ve çeşmelerinin hemen yanında bulunan ve onların ayrılmaz bir parçasını teşkil eden sıbyan mektebi de benzerleri arasında sanat değeri en yüksek olanlarından biri idi. Altında vakıf dükkânları bulunduğu için üst katı işgal eden mektep, muntazam taş ve tuğla sıraları halinde yapılmıştı. İçinde dershane kapısı üstünde yer alan manzum kitâbesinde 1146 (1733-34) tarihinde yaptırıldığı bildiriliyordu. Çeşmeye bakan tarafında üç kemerli bir cihannümâ bulunan esas ders odası kâgir bir tonozla örtülü idi. Bu odanın alçı süslemeli bir ocağı ve duvarlarında kabartma tezyinat vardı. Bu güzel sıbyan mektebinin 1957 yılında yıktırılması sanat tarihi bakımından bir kayıp olduktan başka yanındaki sebil-çeşmenin yalnız bırakılması ile de bu küçük manzumenin bütünlüğü bozulmuştur. Azapkapı’da, Unkapanı Köprüsü’nün bitiminde, Perşembe pazarı girişindeki yolun hemen yanında, Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin önünde yer alan Saliha Sultan Çeşmesi,18.yüzyılın meydan çeşmesi ve sebil birleşiminin en güzel örneklerinden biridir. Çeşme 1732-33 yıllarında Hassa Mimarbaşı Kayserili Mustafa Ağa tarafından, Lale Devri üslubuyla inşa edilmiştir. Suyu Topuzlu Bendi’ne bağlı Taksim suyundan getirtilmiştir. Yabancı kaynaklarda Galata Çeşmesi olarak anılan Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, ortada yuvarlak, Rokoko üslubunda 3 pencereli bir sebil ve iki çeşmeden oluşmaktadır. Dört yüzlü, tümüyle mermer olan çeşme, sebil,taş işçiliği,varakları,ön cephesindeki bitki motifleri,kalem işi bezemeli geniş saçağı ve kubbeleriyle dikkat çekmektedir. 1910’larda mimar Kemal Altan tarafından onarılmak üzere kısmen sökülen sebil, çeşme, araya savaş yıllarının girmesi üzerine uzun yıllar öylece kalmıştır. İkinci onarımı 1952-53 yıllarında, Ali Saim Ülgen tarafından gerçekleştirmiştir.1954′de Karaköy’e doğru açılan yol nedeniyle çeşme, meydan çeşmesi olma özelliğini kaybetmiş ve çukurda kalmıştır. 1970′lerde kaderine terk edilen,1990′lar da tinercilerin mekanı olan çeşme, yakın zamanda, Kuveyt Türk Katılım Bankası ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliğiyle restore edilmiştir. Çeşmelerinden yeniden su akar hale getirilmiştir.
Dini mimari

LOHUSA KADIN TÜRBESİ

Rahime Hatun veya Saliha Hatun Türbesi olarak da bilinen ama halk arasındaki yaygın adı Lohusa Sultan Türbesi olan Osmanlı döneminde çocuğu olmayan kadınların en çok uğradığı türbelerden bir tanesidir. BEN EVLADIMI ALLAH’A EMANET ETTİM Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine yansıyan rivayete göre 1596’da Sultan 3. Mehmet, sefere çıktığında eşi hamile olan bir asker de savaşa çağrılır. Lohusa Hatun’un eşi, Sultan 3. Mehmet’in 1596 yılında yaptığı Eğri Seferi’ne çağırılmıştı. Fakat o esnâda hanımı hâmileydi ve doğumu da bir hayli yaklaşmıştı. Bununla beraber Allah yolunda cihâdı her şeyin üstünde tutan cengâver baba, sefer hazırlıklarını tedârik etti ve hâmile hanımıyla şefkat ve muhabbet hisleri içerisinde helâlleşti. Asker, savaştan döndüğünde eşinin birkaç gün önce öldüğünü öğrenir ve üzüntüyle mezarın başına gider. İçinde bir umut vardır. Zira o giderken Allah’a şöyle dua etmiştir. “İlâhî! Senin yolunda gazâya gidiyorum. Mâlûmundur ki Sen’den başka kimsem yok! İlâhî! Şu vefâkâr ve çilekeş hanımımdan doğacak olan evlâdımı Sana emânet ediyorum. Lûtuf ve keremin­le onu muhâfaza eyle!” Ziyareti esnasında mezardan bebek sesi duyar. Çocuğun yaşadığı anlaşılır ve mezar açılır. Rivayete göre küçük bebek ölü annesini emerken bulunur. Padişah Sultan 3. Mehmet bu hikâyeyi duyunca çocuğun bakımını üstlenir, saraya aldırır ve Osmanlı’ya çok hizmet eden bir devlet adamı olur. Lakabı ise Meyyitzade’dir, yani ölüden doğan” anlamına gelir. PADİŞAH ANNESİ İÇİN TÜRBE YAPTIRIYOR Lohusa Hatun’un mezarı daha sonra Padişah’ın emriyle türbe yapılıyor. Burası ileride küçük bir mezarlık haline geliyor. Hatta burada Evliya Çelebi’nin babası ve dedesinin gömülü olduğu aile sofası bulunuyordu. Bu mezarlığın bir ucu Galata Mevlevîhânesi girişine kadar dayanıyordu. Karaköy’ü Beyoğlu’na bağlayan Tünel 1876’da açılırken yukarı ucun önüne isabet eden birçok mezarlık kaldırılmıştır. Türbe, Şişhane’den Kasımpaşa’ya inen yolun başındadır. Halk inanışına göre Lohusa Sultan, İstanbul’un kadın evliyasındandır. Hicri 1057 (Miladi: 1647) yılında vefat etmiştir. Hayatıyla ilgili kesin bilgi yoktur. Bir rivayete göre Lohusa Sultan aslında padişah kızıdır. “Güzel Hoca” diye bilinen bir hoca ile padişah babasının isteği üzerine gönülsüz evlilik yapmış, bu evlilikten çocukları olmamıştır. Uzun bir aradan sonra hac ziyaretinde hâmile olduğunu öğrenen Sultan, İstanbul’a dönüşünde şehre varamadan bugünkü türbenin bulunduğu yerde vefat etmiştir. “Güzel Hoca” duruma çok üzülmüş, eşinin mezarı üzerine bir türbe yaptırmıştır. Bir mucize mi? Eşini sık sık ziyarete giden Hoca, aradan 4-5 ay geçtikten sonra türbe içinden bir bebek sesinin geldiğini duyar. Ses’e dayanamayan Hoca, mezarı açar ve çok güzel bir bebekle karşılaşır. Annesinin tazeliğini koruduğunu, bebeğin de annesinden süt emdiğini gören İstanbullular, bu durumdan etkilenerek Sultan’a “Lohusa Sultan” adını takarlar. Bu olaydan sonra türbe, çocuğu olmayan kadınların ziyaretgâhı haline gelir. Bu âdet uzun süre devam ettirilir. Annesinden süt emen çocuğun ise büyüyünce “Meyyitzade” lâkabıyla Osmanlı yönetim kademelerinde görev aldığı günümüze kadar rivayeten ulaşır. Türbenin yapısı Türbe, tuğla ve taştan almaşık olarak örülmüş, kare planlı ve üzeri tromplarla geçilen kubbeli basit bir yapıdır. Üç cephede birer pencere, kuzey cephesinde kapı açıklığı mevcuttur. Ayrıca mermer bir Osmanlıca kitabe batı cephesinde pencere açıklığının üzerine konulmuş durumdadır. Türbede “Lohusa Sultan”a ve kimliği bilinmeyen üç kişiye ait sanduka mevcuttur.
Dini mimari

NEVE ŞALOM SİNAGOGU

Neve Şalom Sinagogu, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin Karaköy semtinde, Büyük Hendek Caddesi’nde yer alan Türk Yahudilerinin başlıca ve en ünlü sinagogu. 1951 yılında ibadete açılan Neve Şalom Sinagogu ayrıca cemaat'in en yeni sinagogu. Adres: Bereketzade, Büyük Hendek Cd. No:39, 34421 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 25 Mart 1951 Kapasite: 2.000 Telefon: (0212) 244 15 76 Mimarlar: Elyo Ventura, Bernar Motola 'Barış Vahası' anlamına gelen Neve Şalom; eski dönemlerde de, başka ülkelerde de rastlanan bir isimdir. 1935 yılında Kenesset ve Zülfaris Sinagoglarının kapasiteleri, Galata ve Beyoğlu’nun artan Yahudi nüfusunun dini gereksinmelerini karşılayamadığından, özellikle büyük bayram günlerinde kiralanan muhtelif salonlar özel izinle geçici ibadethane olarak kullanılıyordu. 1938 yılında, Galata-Beyoğlu Cemaati Başkanı Marsel Franko, Galata yöresinde mevcut iki Musevi İlkokulunu birleştirerek Büyük Hendek Caddesi üzerindeki kız okulunun öğretimini geçici olarak tatil ettiğini Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bildirdi ve gerekli değişiklikleri tamamlayarak oluşturduğu mekânı Roş Aşana Bayramına (İbrani takvimine göre yılbaşı) yetiştirdi. Ancak, izinsiz yapılan söz konusu işlemlere yetkili makamların itirazı üzerine bina eski haline getirildi. Bu arada, yalnız tören salonunun ibadet için kullanılabilmesine izin verildi. Konu ile ilgili tezkerenin tebellüğü ile salon, Ehal (Tevrat rulolarının saklandığı dolap) olarak kullanılan bir gardırop ve Şişhane’deki Sarı Madam kahvehanesinden kiralanan iskemlelerle zaman zaman ibadete tahsis edilmeye başlandı. 1948 yılı Pesah (Hamursuz) Bayramının ilk günü, yeni kurulacak sinagogun isminin Neve Şalom olarak kararlaştırıldığı açıklandı. İçinde bulunduğunuz Neve Şalom Sinagogunun inşaatı 1949 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yeni mezun olan Elio Ventura ve Bernard Motola tarafından projelendirilmiş ve yapılmıştır. Neve Şalom Sinagogu’nun açılışı 25 Mart 1951 Pazar sabahı düzenlenen bir merasimle gerçekleşti. O günlerde Büyük Hendek Caddesi’ne cephesi olmayan, dar bir geçitten giriş-çıkış yapılabilen Neve Şalom Sinagogu’nun bu caddeye cephesinin açılması ancak önündeki binanın 1960 yılında yıkılmasıyla tamamlandı. İddia edilir ki, bugünkü Neve Şalom’un aynı yerinde 15. yüzyılda İspanya’dan göç eden Sefaradların kurduğu Aragon Sinagogu bulunuyordu. Neve Şalom, Cumhuriyet tarihinin ilk Hahambaşısı olarak seçilen Rav Rafael Saban’ın (2 Mart 1953), Rav David Asseo’nun (7 Aralık 1961) ve de Rav İzak Haleva’nın (19 Aralık 2002) İs’ad törenlerine sahne oldu.
Bilişim

OSMANLI BANKASI

Osmanlı Bankası’nın Bankalar Caddesi’ndeki eski genel müdürlük binasında kurulan Osmanlı Bankası Müzesi, Garanti Bankası’nın çatısı altında faaliyet gösteren Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin bünyesinde yer alıyor. Bankanın zengin arşivinden yararlanılarak, binada bulunan kasa dairelerinin içinde ve etrafında düzenlenen müze, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez bankası, emisyon bankası ve hazinedarı olarak görev yapan Osmanlı Bankası’nın tarihine ışık tutuyor. GEÇMİŞİN KAPILARI ARALANIYOR Müzede sergilenen obje ve belgeler, bankanın merkezi rol oynadığı geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinin az bilinen dünyasının kapılarını aralıyor. Kronolojik olduğu kadar tematik bir mantığı da içeren müzede, bir yandan Osmanlı Bankası’nın 80 yıllık süreçte geçirdiği önemli değişiklikler, yaşanan krizler ve gelişmeler ele alınırken, diğer yandan da aynı dönemin şube binaları, müşterileri, faaliyet alanları ve çalışan profili vurgulanıyor. Müzenin kurgusu bankanın 1856’da kurulması ve 1863 yılında devlet bankası statüsüne yükseltilmesiyle başlıyor. 1870’lerde yaşanan sıkıntılı yıllardan sonra, 1880’den itibaren görülen büyüme ele alınıyor ve bankanın 1914 öncesinde ulaştığı en güçlü döneme kadar olan süreç işleniyor. Bu noktadan itibaren kurgu, tematik bir anlatıma yöneliyor. Osmanlı toplumunu, siyasetini ve ekonomisini yansıtan arşiv belgeleriyle; bankanın borsa operasyonları, ülke çapına yayılmış şubeleri, çeşitli müşteri kategorileri ile banka çalışanlarından kesitler sunuluyor, tanıdık simalar, inceleniyor. Kronolojik akışa tekrar dönülerek, I. Dünya Savaşı’nda yaşanan zorluklar, Ankara Hükümeti’yle ilk temaslar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte oluşan yeni dengelerin ele alındığı bölümlerle müzenin ana kurgusu sona eriyor.
Bilişim

KAMONDO MERDİVENLERİ

Kamondo Merdivenleri İstanbul'un Galata semtindeki Bankalar Caddesi ile Banker Sokağı'nı birleştiren art nouveau üslûplu merdivenlerdir. 1850'li yıllarda yapılan merdivenler bölgenin en önemli banker ailelerinden biri olan Kamondo Ailesinden Abraham Salomon Kamondo adına yaptırılmıştır
Bilişim

SAİNT BENOİT FRANSIZ LİSESİ

Resmi adı Özel Saint Benoit Fransız Lisesi. İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Karaköy semtinde bulunan ortaöğretim kurumu. Türkiye'nin en eski eğitim kurumlarından biri olan Saint-Benoit, aynı zamanda İstanbul'un en köklü latin-katolik kurumlarından biridir.
Dini mimari

ORTODOKS MERYEM ANA KİLİSESİ

Dini mimari

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİ

Kılıç Ali Paşa Camii, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali'nin Mimar Sinan'a yaptırdığı İstanbul'un Tophane semtinde bulunan camidir. Camideki iki kitabeye göre, Hicri 988 yılında yapılmıştır. Türbe, medrese ve hamamdan oluşan bir de külliyesi vardır. Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa, Kemeraltı Cd. No:50, 34425 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 1580 Mimari tarz: Osmanlı mimarisi Telefon: 0507 104 49 32 Mimar: Mimar Sinan
çeşme/kaynak

TOPHANE ÇEŞMESİ

Tophane Çeşmesi İstanbul’un Tophane Meydanı’nda yer alan Sultan I. Mahmut tarafından 1732 yılında yaptırılmış, bir meydan çeşmesidir. İstanbul’un üçüncü büyük çeşmesidir ve şehirdeki en yüksek duvarlı çeşmedir. Tarih kitabesi şair Nafihi'ye aittir. 1. Mahmud Han Çeşmesi adıyla da bilinir. Adres: Kılıçali Paşa, Defterdar Ykş. No:2, 34433 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 1732 Çalışma saatleri: 24 saat açık Mimari tarz: Osmanlı mimarisi Mimar: Sedefkâr Mehmed Ağa
Bilişim

FRANSIZ GEÇİTİ

Galata eskiden beri pek çok yabancı tüccar ve elçinin İstanbul’a ilk ayak bastığı yerdir. Osmanlı Devleti egemenliğinde olduğu tarihlerde Galata’da karaya çıkan ziyaretçiler, kendi ülkelerinin adını taşıyan iskeleler yoluyla karaya yanaşır ve yine kendi ülkelerinin adını taşıyan geçit ya da kapılar yoluyla şehre girerlerdi. Muhtemelen Fransız Geçidi adı da karaya çıkan Fransızlar ile Fransız ürünlerinin bu geçit yoluyla şehre girmeleridir. Geçit İstanbul’da neoklasik üslupla yapılmış ilk binalardandır. Geçidin yapım tarihi, 1860 olarak belirtilmiştir. Yapı uzun süre önce, Erzurumlu Narmanlı ailesi tarafından satın alınmıştır. Yapı 1992’de başlayan restorasyonla yenilenmiştir. Karaköy, Kemankeş Mahallesi'ndeki Fransız Geçidi Kemankeş Caddesi (eski Gümrük Sokak) ile Galata Mumhanesi Sokak'ı birbirine bağlar. Esas girişi Kemankeş Caddesi no. 53 'te, ikinci girişi Galata Mumhanesi Sokak no. 116'dadır. Kemankeş Caddesi cephesindeki kapının alınlığı üzerindeki madalyonda orijinal “Cite Française” yazısı, onun altında ise yakın zamanlara ait “Fransız Geçidi İş Merkezi” yazısı okunur.
Kale

GALATA KULESİ

Galata Kulesi, İstanbul'un Galata semtinde bulunan bir kule. 528 yılında inşa edilen yapı, şehrin önemli sembolleri arasındadır. İstanbul Boğazı ve Haliç, kuleden panoramik olarak izlenebilmektedir. UNESCO, 2013'te kuleyi Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil etti.[1] Tarihçe Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiştir.[2] 1204 yılındaki IV. Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla yığma taşlar kullanılarak Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmıştır. 1348 yılında yeniden yapıldığında kentin en büyük binası olmuştur.[3] Galata kulesi 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiştir. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı olarak kullanılmıştır. Sultan III. Murat'ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579'da kapatılmıştır. 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuştur. Bu uçuş Avrupa'da ilgi ile karşılanmış, İngiltere'de bu uçuşu gösteren gravürler yapılmıştır.[kaynak belirtilmeli] 1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilmekteydi. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmıştır. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmıştır. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiştir. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmıştır. Özellikleri Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 69,90 metredir. Duvar kalınlığı 3.75 m, iç çapı 8.95 m dış çapı da 16.45 metredir. Yapılan statik hesaplamalara göre ağırlığı yaklaşık 10.000 ton, kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin tarihinde bazı intihar olayları kayıtlara geçmiştir. 1876 tarihinde, bir Avusturyalı, nöbetçilerin dalgınlığından faydalanıp kendini kuleden aşağı atmıştır. 6 Haziran 1973 günü ise ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan'ın 15 yaşındaki oğlu Vedat kuleden atlayarak intihar etmiştir. Oğuzcan bunun üzerine Galata Kulesi adlı şiiri yazmıştır.
Dini mimari

KIRIM KİLİSESİ

Kırım Kilisesi ya da Kırım'ı Anma Kilisesi İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir Anglikan kilisesidir. İngilizlerin Kırım Savaşı'nın ardından bu olayın anısına yaptırdıkları kilisedir. 1868 yılında yapılmıştır. Vikipedi Adres: Hacımimi, 34425 Beyoğlu/İstanbul Mimari tarz: Neogotik mimari Açılış yılı: 1868 Piskoposluk bölgesi: Diocese in Europe Mimar: George Edmund Street
Bilişim

KUMBARACI YOKUŞU

7 tepeli şehirlerden biri İstanbul, her köşesinde ayrı bir gizem saklayan, dik ve dar yokuşlara sahip bir şehir. Belki de bu yüzden İstanbul’da yaşayanlar yürümeyi seviyor. Dik yokuşları çıkmak bu şehrin insanı için bir sorun teşkil etmiyor. Çünkü İstanbul’un yokuşlarının uçlarında ve çevresinde keşfedilmeyi bekleyen onlarca güzellik bizleri bekliyor. İstanbul’un en güzel ve gizli saklı kalmış yokuşlarından biri olan Kumbaracı Yokuşu ise, Beyoğlu’nda bulunan ve sonu Tophane’ye çıkan dik bir yokuş. Meşhur olmasının sebebi ise etrafındaki güzelliklere ev sahipliği yapması. Fossati Kardeşlerin eseri olan Rus Başkonsolosluk binası, Kumbara Yokuşu’nun en ünlü binalarından birini oluşturuyor. Rusya’yla karşılıklı vizeleri kaldırdığımız için konsolosluk binası artık daha sakin günler geçiriyor. Yokuşun aşağısına doğru baktığımızda karşımıza Londra Adliyesi’nin de mimarı olan C.E. Street’in inşa ettiği Kırım Kilisesi çıkıyor. Osmanlı’nin Fransa ve İngiltere ile birlikte katıldığı Kırım Savaşı’na ithafen yapılmış bir Protestan Kilisesi. Tekrar caddeye çıktığımızda bu sefer Santa Maria Draperis Katolik Kilisesi’ni görüyoruz. Mimar Semprini’nin inşa ettiği yapının girişinde, dönemin padişahı ve belediye başkanına teşekkür edilen bir plaket bulunuyor. Sıradaki durağımız ise yine Fossati Kardeşlerin yapmış olduğu Hollanda Başkonsolosluğu. Yapının arkasında, Postacılar sokağından inerken hemen solda, Dutch Chapel yer alıyor. 18. Yüzyıldan kalma küçük şapelinin altında o zamanlar hapishane olarak kullanılan bodrum katı, şimdilerde Pazar Okulu olarak düzenlenmiş. İstanbul’daki en eski Katolik Kilisesi de bu yokuşun üzerinde alıyor. Fransız St. Louis Şapeli, Fransız Elçilik binasının bir parçası. 1 Ünlü şef Civan Er’in şefliğini yaptığı Yeni Lokanta, Kumbaracı Yokuşu’nu gezerken karnı acıkanların uğrayabileceği lezzetli bir restoran. Ekşi mayadan yapılan ekmekleri isli tereyağına sürerek güzel bir serüveni başlatıyorsunuz. Demirhindili kuru patlıcan dolması, ılık barbunya püresi, cevizli antep sucuğu, fırında patates salatası mutlaka denemeniz gereken lezzetler arasında yer alıyor. Yeni Lokanta, Kumbaracı Yokuşu’nda yoluna emin adımlarla devam eden son derece nezih bir restoran. Stories Apart, 24 odadan oluşan şık bir otel. Otelin lobisinden odalarına, her köşesi için son derece özenilmiş. ‘Stories Apart’ın kapı komşusuysa Yeni Lokanta isimli restoran. Hem hesaplı bir mönüye sahip, hem de son derece şık ve özenli.
Waypoint

DOĞAN AP

Doğan apartmanı İstanbul'da Beyoğlu'nda Serdar-ı Ekrem Sokağı'nda 1894 yılında inşa edilen, İtalyan mimari tarzında bir binadır. Ünlülerin rağbet ettiği ve İstanbul'un en şık binalarından biri olarak tanınan Galata'daki tarihi Doğan Apartmanı'na ilgi artıyor. 1800'lerin sonunda İtalyan mimarisi ile inşa edilen Doğan Apartmanı, İstiklal Caddesi'nin Tünel bitimine paralel Serdar-ı Ekrem sokağında yer alır. U şeklindeki sarı renkli haşmetli bina, Kadıköy yakasından vapurla Karaköy'e gelirken de görülebiliyor. Muhsin Bey, Rumuz Goncagül, Bugünün Saraylısı, Eşkıya gibi onlarca filme ve reklam çekimine ev sahipliği yapan apartman, İstanbul'un en güzel panaromik manzaralarından birine sahip...
Dünya Mirası

GALATASARAY LİSESİ

Galatasaray Lisesi, İstanbul'un Galatasaray semtinde bulunan bir lisedir. Türkiye'nin en eski eğitim kurumlarından biridir. Fransızca eğitim vermektedir. Adres: Kuloğlu, İstiklal Cd. No:159, 34430 Beyoğlu/İstanbul Eğitim dili: Türkçe ve Fransızca Yabancı dil(ler): İngilizce, İtalyanca, Latince Kurucusu: II. Bayezid Kuruluş tarihi: 1481, Beyoğlu, İstanbul Saray mektebi dönemi XV. yüzyılda saray mektebi enderûn, Osmanlı sarayında padişahın günlük yaşamını geçirdiği, sarayın eğitim birimlerinin, kütüphanenin, hazine odasının yer aldığı büyük bahçe içine kurulu bir kompleksti. Burada, başta padişah olmak üzere, saraydaki diğer görevlilerin danışabileceği, birçok alanda bilgi sahibi kişiler hizmet vermekteydi. Yüksek öğrenimlerini Saray Okulu'nda alan bu kişilerin ilk ve orta dereceli eğitimlerini layıkıyla sağlamak amacıyla, II. Bayezid, 1481 yılında Galata Sarayı Hümayûn Mektebi adında bir okul kurarak Osmanlı saray eğitiminin önemli bir parçasını oluşturdu. Kurum enderûna üst düzeyde eğitimli görevli yetiştirdiğinden, Mekteb-i Sultanî ve Galata Sarayı Ocağı gibi adlara da sahiptir. Le Lycée Galatasaray.png Logo Galatasaray.png Evliya Çelebi'nin aktardığı hikâyeye göre ise okulun kuruluşu daha farklı olmuştur; II. Bayezid, bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı büyük bir bahçe içinde, köhnemiş küçücük bir kulübe görür. Kulübenin sahibi Gül Baba ile tanışan padişah, onu bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek ister ve Gül Baba'nın isteği üzerine bu bahçeye bir mektep ve bir darüşşifa (hastane) yaptırır. 1675 yılına gelindiğinde, ocaktaki iç oğlanlardan yeteneklileri saraya alınmaya başlanırken, diğerleri süvari bölüklerine dağıtılmaya başlanır ve kurum on yıllığına tasfiye edilir. 1715 yılında yeniden açılan ocak, tekrar acemi oğlanların eğitimini üstlenir. 1820 yılına dek Osmanlı'nın en önemli kurumlarından biri olan Galata Sarayı Ocağı, bu yıldan sonra Tıbbiye ve kışla olarak kullanılır. Sultanî dönemi Mekteb-i Sultani (1880-1893 yılları arasındaki bir görünüm) XIX. yüzyılda önemi ve işlevi gün geçtikçe artan kurum, Osmanlı'da Batılılaşma döneminin ve Tanzimat uygulamalarının bir simgesi olur. Çünkü bu kez de Osmanlı'da hukuksal, siyasal, ve sosyal alanda gerçekleştirilecek yenilikleri yaşama geçirecek aydın kadrolara, ve bu kadroların yetiştirilmesi için geleneksel eğitimin dışında batılı programları da bünyesinde barındıran bir eğitim kurumuna ihtiyaç vardır. İstanbul'da daha ziyade yabancıların ve gayrimüslim Osmanlıların devam ettiği ve Fransızca eğitim yapan Saint Benoît, Notre Dame de Sion gibi okullar vardı, ancak bu okullar Osmanlı'dan çok Fransa'nın denetiminde idiler. Amaç, Osmanlı Devleti'nin etkin olacağı batılı bir kurum yaratmaktı. Bu amaç doğrultusunda 1 Eylül 1868'de Abdülaziz'in katıldığı bir törenle Mekteb-i Sultanî adıyla kurum yeniden faaliyete geçer. Dönemin Paris büyükelçisi Mehmed Cemil Paşa ile Hariciye Nazırı Fuad Paşa'nın çabalarıyla kurum Fransa'daki lise eğitimine denk ve aynı kalitede öğrenci yetiştirir. Öğrencilerin arasında Katolik, Ortodoks ve Musevî öğrenciler de vardır. 9-12 yaşlarında öğretime başlayabilen bu öğrenciler dil durumlarına göre Fransızca ya da Türkçe hazırlık okumaktadırlar. 1908 yılında müdür Tevfik Fikret Bey'in yaptığı yeniliklerle; ilk, orta ve lise için üçer yıllık programlar hazırlanarak eğitim süresi 9 yıla çıkar. Ayrıca Farsça, Arapça, İtalyanca, Latince, Rumca, Ermenice ve Almanca dersleri isteğe bağlı olarak seçmeli ders statüsüne getirilirken, piyano ve keman dersleri de programa dahil edilir. Öte yandan 1905 yılında, Ali Sami Yen ve arkadaşlarından oluşan bir grup öğrenci Galatasaray Spor Kulübü'nü kurmuşlardır. Okulun açık basketbol sahası (Pota Cour) Lise dönemi 1927 yılında kurum, Galatasaray Lisesi adıyla ve Cumhuriyet devrimlerine uygun olarak eğitime başlar. Teneffüslerde Fransızca konuşma zorunluluğu kaldırılır ve genel kültür dersleri Türkçe verilmeye başlar. 1965 yılında okula kabul edilen kız öğrenciler için Feriye Sarayları hizmete açılır. 1968'de Mekteb-i Sultanî'nin kuruluşunun 100. yılı nedeniyle dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle liseyi ziyaret eder. 1975'te ise kurum, anadolu lisesi konumuna getirilir ve ortaokul ve liseden oluşan eğitim 8 yıla çıkar. 14 Nisan 1992 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile 8. cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında imzalanan protokolle ilkokul ve üniversite eğitimini de kapsayan Galatasaray Eğitim Öğretim Kurumu (GEÖK) hayata geçirilir. GEÖK bünyesinde 1993 yılında Galatasaray İlköğretim Okulu, 1992 yılında ise Galatasaray Üniversitesi kurulur. Liseye kayıt kontenjanının üçte biri, Galatasaray İlköğretim Okulu'ndan mezun olacak öğrencilere ayrılmıştır. İlköğretim okulunun amacı, birinci sınıfa başlayan 50 öğrencisinin tamamının eğitiminin devamını Galatasaray Lisesi'nde sağlamaktır. Bunun için öğrenciler, Galatasaray Üniversitesi'nin, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray İlköğretim Okulu yönetmeliği çerçevesinde yapılan iç sınavlarda başarılı olmakla yükümlüdürler. İlköğretim okulu tarihinde sadece bir öğrenci 2005 yılında liseye asilden, yatay geçiş hakkını kullanmadan girebilmiştir. Günümüzde Galatasaray Lisesi anadolu lisesi kategorisinde, eğitim dili Fransızca, Türkçe, İngilizce, İtalyanca ve Latince olan bir devlet lisesidir. Lise, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı, Fransız Hükûmeti ve Galatasaray Vakfı’nca resmen tanınmış bir kurumdur. Galatasaray Lisesi bünyesinde her biri otuz öğrenci kapasiteli 54 sınıf, iki multimedya merkezi, her biri kırk öğrenci kapasiteli iki resim atölyesi, iki müzik odası, biri 250, öbürü 350 öğrenci kapasiteli iki toplantı merkezi, 30 bilgisayarlı bir bilgisayar laboratuvarı, bir tenis kortu, üç jimnastik salonu, bir futbol sahası, 15 kişilik revir, 250 kişilik kız öğrenci yurdu, 675 kişilik erkek öğrenci yurdu, her biri 400 kişilik üç büyük yemekhane yer almaktadır. Çatı saati Mevcut "U" biçimli binanın merkezinde, çatıda yer alan Meyer markalı dairesel kadranlı saat elektronik mekanizmalıdır ve halen çalışmaktadır. Saatin 1870 yılındaki yangın sırasında hasar gören mevcut binanın 1908 yılında tamamlanan restorasyon çalışmaları sırasında eklendiği düşünülmektedir.[1] Tanınmış mezunları Vezirler ve başbakanlar Çorlulu Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu Büyük Veziri Melek Ahmet Paşa, Osmanlı İmparatorluğu Veziri Suat Hayri Ürgüplü, Türkiye Başbakanı Nihat Erim, Türkiye Başbakanı
Mine

ÇİÇEK PASAJI

Çiçek Pasajı, büyük Beyoğlu yangını sonucu yok olan Naum Tiyatrosu'nun arsasına 1876'da kurulan tarihi ve ünlü bir pasaj. Vikipedi Adres: Hüseyinağa Mh., İstiklal Caddesi Saitpaşa Geçidi 176/6, 34435 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 1876 Çiçek Pasajı Tarihçesi Tanzimat döneminde, Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülaziz tiyatro seyretmek için Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi ile Sahne Sokağı'nın kesiştiği köşede yer alan ünlü Naum Tiyatrosu'na gelirlerdi. Verdi'nin "II Trovatore" adlı ünlü operası da, Paris'ten önce İstanbul'da bu tiyatroda sahnelenmiştir. Naum Tiyatrosu, sahnelenen İtalyan operaları nedeniyle İstanbul'un ve Avrupa'nın sayılı kültür merkezleri arasına girmiştir. 1870 yılında gerçekleşen büyük Beyoğlu yangınında, Naum Tiyatrosu da yanarak yıkılmış ve yangın sonrası yeniden inşaa edilen binalardan biri olmuştur. "Galata Bankerleri" sanıyla tanınan Rum bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi, 1876 yılında, yanan Naum Tiyatrosu'nun yerini satın almıştır. Bu arsa üzerine, İtalyan mimar Cleanthy Zanno'ya çizdirdiği proje ile içinde bir çarşı ve apartman bulunduran, yeni tipte bir bina yaptırmıştır. 1876 yılında yapımı biten binanın altında, o dönemde moda olan, Paris tarzında düzenlenmiş 24 dükkan, üstünde ise 18 lüks daire bulunuyordu. Dükkanların oluşturduğu pasaja "Hristaki Pasajı", binaya ise "Cite de Pera" adı verilmiştir. Pasajın ilk dönemlerinde açılan Acemyan'ın tütüncü dükkanı, Maison Parret ve Vallaury'nin pastanesi, Japon mağazası, Natürel çiçekçisi, Pandelis'in çiçekçi dükkanı, Schumacher'in fırını, Papadopulos'un mücellithanesi, Keserciyan'ın terzihanesi, Yorgo'nun meyhanesi, Sideris'in kürk mağazası gibi işletmeler bu dükkanlardan birkaçıydı. 1908 yılında bina mülkiyetinin Sadrazam Sait Paşa'ya geçmesiyle birlikte pasaj "Sait Paşa Geçidi" adını almıştır. 1940 Mütareke yıllarında ise pasajdaki küçük dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamıştır. Ekim Devriminden kaçan beyaz Rus kadınları, baronesler ve düşesler de burada çiçek satanlardan bazılarıydı. Cite de Pera bir süre çiçek mezat yeri olarak da kullanılmaya başlanınca, Beyoğlu'ndaki çiçekçiler pasaja toplanmış ve pasajın adı "Çiçekçiler Pasajı"na dönüşmüştür. 1940'lı yıllardan başlayarak açılan bira ve meyhaneler, bir süre sonra apartman sakinlerini ve çiçekçileri yavaş yavaş başka yerlere taşımış ve geriye sadece "çiçek" adı kalmıştır. Pasajın ilk meyhanesini açan ise Yorgo Efendi olmuştur. İlerleyen dönemde, Çiçek Pasajı'nı Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği'nin gayretleri ile asli durumu dikkate alınarak restore edilmiştir. 1988'deki restorasyondan sonra meyhane olarak kullanıma tekrar açılmış ve 2005 yılı Aralık ayında ise, Mey İçki A.Ş'nin desteği ile tarihi binanın son bakım ve yenileme çalışmaları yapılmıştır. Çatı ve diğer tüm görsel öğeler yeniden restore edilerek aydınlık,ferah ve hoş bir ortam oluşturulmuştur. Eski işletme sahiplerinin resimleri, Pasajın Müdavimlerinden ünlü gurme ,mimar ve yazar Aydın Boysan'nın resmi ve akardeoncu Madam Anahit'in resmi Pasajın duvarlarını süslemektedir. Gösterişli cephe mimarisine sahip Çiçek Pasajı (Hristaki Pasajı-Cite de Pera) halen, Beyoğlu'nun en süslü binası olma özelliğine sahiptir. Beyoğlu Güzelleştirme Derneği'nin gerçekleştirdiği bir ankette geçen "Beyoğlu denilince akla ilk ne geliyor? " sorusuna verilen cevaplarda Çiçek Pasajı birinciliği almıştır. Sayın Can Kıraç , 2 Ekim 1997 tarihli yazısında, Çiçek Pasajı'nın güzel havasını şu satırlarla ifade etmektedir; "Çiçek Pasajı, Beyoğlu akşamlarının ilk durağı, yönlendirici merkeziydi adeta...Ya uzun bir akşamın ilk yudumları ya da eve gitmeden bir iki kadehle stresin atıldığı bir mekan. Gönüllerimizi coşku ile dolduran Çiçek Pasajı Meyhanelerinde, her gün ve her gece başka bir alem yaşanır... Sofraları süsleyen meze çeşitleri, göz ve damak zevklerinize yeni ufuklar açar. Rakılarını yudumlayarak hayal alemlerine dalanların masalarında, her an yeni umutlar açar…ve dostlarla paylaşılan sofralarda, insanların şairlikleri de ortaya çıkar... Kendi Dünyalarıyla buluşan meyhane ozanları, şövalyeler gibi cesur, mecnunlar gibi aşık olurlar. Eğer birgün siz de aşık olursanız, bu düşler alemine dalmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü, ÇiçekPasajı meyhanelerinde hayal kurmanın keyfi başkadır." Çiçek Pasajı; birasıyla, rakısıyla, en leziz mezeleriyle ve yenilenmiş tarihi atmosferiyle hizmetinizdedir.
Dini mimari

HÜSEYİN AĞA CAMİİ

Hüseyin Ağa Camii, Hüseyinağa Camii, Emin Bey Camii ya da yaygın bilinen adıyla Ağa Camii, Türkiye'nin İstanbul ilinin Beyoğlu ilçesinde, İstiklal Caddesi üzerinde yer alan cami. 1596 yılında ibadete açılmıştır. Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Vikipedi Adres: Şehit Muhtar, İstiklal Cd., 34425 Beyoğlu/İstanbul
Dini mimari

SAİNT ANTOİNE KİLİSESİ

St. Antuan Katolik Kilisesi İstanbul'un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi'dir. Beyoğlu'ndaki İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray'dan Tünel'e doğru giderken sol tarafta bulunur. Vikipedi Adres: Tomtom, İstiklal Cd. No:171, 34433 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 1912 Çalışma saatleri: Kapalı ⋅ Açılış saati: 08:00 Mimari tarz: Neogotik mimari Mimar: Giulio Mongeri
Dini mimari

AYA TİRADA KİLSESİ

Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi, İstanbul, Beyoğlu'nda bulunan kilise. Vikipedi Adres: Katip Çelebi Mah., 34433 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 14 Eylül 1880 İşlevi: Kilise Temel atma tarihi: 13 Ağustos 1876 Mimari tarzlar: Neo-Barok, Byzantine Revival architecture Aya Triada Rum Kilisesi; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Taksim İstiklal Caddesi Meşelik Sokak üzerinde 1879 tarihinde inşa edilmiştir. Taksim meydanına bakan, buna karşın girişi İstiklal Caddesi Meşelik sokaktan olan kilise İstanbul’daki en büyük Rum Ortodoks yapısıdır. Kilisenin adı Kutsal üçlünün Hıristiyanlık ta ki yerinin tasvirinden gelmektedir. Bu bölge 19.yüzyılda Rum Mezarlığı idi. Kolera salgını çıkınca bu mezarlık kullanılmamaya başlanmış ve yeni gömüler o zaman şehrin dışı olan Pangaltı semtine yapılmıştır. 1876 mezarlık nakli yapıldıktan sonra buraya Kilise inşa izni verilmiştir. Yapının mimarı Vasilaki Efendidir. Buna ait bilgi kilise üzerindeki kitabeden anlaşılır. Yapı etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş büyük bir alanda inşa edilmiştir. Avlunun kuzey ve kuzeybatısında sosyal yapılar bulunur. Kilise Doğu ve batı aksında yapılmıştır. Kilisenin yunan hacı biçiminde bir planı bulunur. Binada merkezi kubbe bulunur. Narteksin iki yanında iki can kulesi yer alır. Batıdaki girişte altı basamakla nartekse girilir. Girişte 5 kemerden meydana gelen bir sütunlu bir portik bulunur. Bu iki kat şeklinde sürer. En tepede bir gül pencere yer alır. Girişin kuzeyinden ayazma girişi yer alır. Güneyde ise kadınlar mahfilinin girişi bulunur. Ana mekanda yan nefleri birbirinden ayıran sütun kaideleri sekizgendir. Sütun başlıkları korinttir. Kubbe kasnağında on iki pencere yer alır.
çeşme/kaynak

TAKSİM MAKSEMİ

Taksim Maksemi İstiklal Caddesi ve Taksim Caddesi`nin birleştiği yerdedir. İnşasına III. Ahmed döneminde, Boğaziçi kıyı yerleşimlerinin su sorununu çözmek amacıyla başlanmış, inşaat I. Mahmud döneminde de devam etmiş ve 1731 yılında Taksim Suyu Tesisleri`yle birlikte tamamlanmıştır. İstiklal Caddesi ve Taksim Caddesi`nin birleştiği yerdedir. İnşasına III. Ahmed döneminde, Boğaziçi kıyı yerleşimlerinin su sorununu çözmek amacıyla başlanmış, inşaat I. Mahmud döneminde de devam etmiş ve 1731 yılında Taksim Suyu Tesisleri`yle birlikte tamamlanmıştır. Suyun şehre dağıtıldığı yer olan Taksim Maksemi, sekiz köşeli küfeki taşından bir gövdeye ve yine piramidal, sekiz köşeli bir çatıya sahiptir. Maksemin yuvarlak kemerli giriş kapısının üstünde de 1732 tarihli üç beyitlik kitabesi bulunmaktadır. Bu kapının üzerinde yay kemerli pencere ve iki yanında klasik Türk üslubunda kuş evleri yer almaktadır. Maksemin, Harbiye yönünde yüründüğünde bir duvar görülür. Bu duvar "Taksim Haznesi"dir. Yani su deposudur. Herhangi bir sebeple makseme gelen suyun kesilmesi halinde depodan su sağlanmak amacıyla yapılmıştır.
Arkeolojik sit

TAKSİM ANITI

Taksim Cumhuriyet Anıtı, İstanbul, Taksim Meydanı'nda bulunan anıt. İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırılan, iki genç Türk; Hadi Bey ve Sabiha Hanım'in yardımlarıyla, anıt 1928'de tamamlanmıştır. 8 Ağustos 1928'de açılan anıtın, kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılmıştır. Vikipedi Adres: Şehit Muhtar, Cumhuriyet Anıtı, 34437 Beyoğlu/İstanbul Açılış tarihi: 8 Ağustos 1928 Yükseklik: 11 m (36 ft) Tasarımcı: Pietro Canonica
Waypoint

TARLABAŞI BULVARI

Yorumlar

    You can or this trail