Koordinat sayısı 377

Uploaded 20 Şubat 2020 Perşembe

-
-
21 m
-4 m
0
6,3
13
25,16 km

326 kere bakıldı , 2 kere indirildi

yer Kartal, İstanbul (Türkiye)

Kartal, İstanbul'un Anadolu yakasında, Marmara Denizi kıyısında, Kocaeli Yarımadası'nın güney batısında yer alan, 2008 sayımına göre 501,209 ve mücavir alanıyla birlikle 48.000 m² yüzölçümü olan bir ilçedir.
Maltepe, İstanbul iline bağlı Marmara Denizi'ne kıyısı olan, Anadolu Yakası'nda bir ilçedir. Kadıköy, Kartal, Sancaktepe ve Ataşehir ilçeleriyle komşu olan Maltepe, nüfus bakımından İstanbul'un 9., Anadolu Yakası'nın 4. büyük ilçesi konumundadır
Bostancı, İstanbul'da, Kadıköy ilçesine bağlı mahalle. Kadıköy'ün doğu ucunda yer alan Bostancı, sahilden D-100 Karayolu'na doğru yaklaşık 2 kilometre boyunca uzanır. Batıda Suadiye ve Kozyatağı, kuzeyde Ataşehir'e bağlı İçerenköy ve doğuda Maltepe ilçesine bağlı olan Altıntepe ile komşudur.
İstanbul'un Asya yakasında bulunan Kadıköy lahmacun, zeytin, midye gibi yiyeceklerin satıldığı hareketli balık ve gıda pazarıyla ünlüdür. Dolambaçlı sokaklarındaki rengarenk sokak sanatlarıyla süslü binalarda indie butikler, popüler kafeler ve Anadolu restoranları bulunur. Moda semti kıyılarından Marmara Denizi ve Sultanahmet manzarası görünür.
fotoğraf

KARTAL

Kartal, İstanbul'un Anadolu yakasında, Marmara Denizi kıyısında, Kocaeli Yarımadası'nın güney batısında yer alan, 2008 sayımına göre 501,209 ve mücavir alanıyla birlikle 48.000 m² yüzölçümü olan bir ilçedir. Maltepe, İstanbul iline bağlı Marmara Denizi'ne kıyısı olan, Anadolu Yakası'nda bir ilçedir. Kadıköy, Kartal, Sancaktepe ve Ataşehir ilçeleriyle komşu olan Maltepe, nüfus bakımından İstanbul'un 9., Anadolu Yakası'nın 4. büyük ilçesi konumundadır Bostancı, İstanbul'da, Kadıköy ilçesine bağlı mahalle. Kadıköy'ün doğu ucunda yer alan Bostancı, sahilden D-100 Karayolu'na doğru yaklaşık 2 kilometre boyunca uzanır. Batıda Suadiye ve Kozyatağı, kuzeyde Ataşehir'e bağlı İçerenköy ve doğuda Maltepe ilçesine bağlı olan Altıntepe ile komşudur. İstanbul'un Asya yakasında bulunan Kadıköy lahmacun, zeytin, midye gibi yiyeceklerin satıldığı hareketli balık ve gıda pazarıyla ünlüdür. Dolambaçlı sokaklarındaki rengarenk sokak sanatlarıyla süslü binalarda indie butikler, popüler kafeler ve Anadolu restoranları bulunur. Moda semti kıyılarından Marmara Denizi ve Sultanahmet manzarası görünür.
Arkeolojik sit

DRAGOS

Kartal İlçesinin tarihi gelişimini 6. asrın başlarından itibaren tetkik etmek mümkündür. Kartal İlçesi, yerleşim bölgesi olarak verimli topraklara sahip, iklimi gayet müsait, yeraltı menbaa suları azımsanmayacak kadar fazla, Ayazma ile meşhur ve dünyanın balkonu Yakacık gibi bir tabiat harikasına sahip olan tarihi ve kültürel zenginlikleri ile oldukça göz kamaştırıcı bir ilçedir. Kartal'ın önemli bir semti olan Yakacık'ta yapılan kazılardan çıkan tarihi eserlerin Bizans devrine ait olduğu anlaşılmıştır. Çok eski tarihten beri iskân bölgesi olduğu belirlenen Kartal'ın Bizans devrinden evvelki geçmişi hakkında belgeye dayanan bir bilgiye rastlanmamıştır. 6. yüzyıl başlarında kurulan Kartal`ın merkezi Bizans İmparatorluğu döneminde Kartalimen isminde bir balıkçı köyüydü. Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Süleyman şah, 1075-1086 yılları arasında Anadolu'nun büyük bir bölümünü fethetti. Süleyman şah, Bizans İmparatorluğu içindeki taht kavgalarından yararlanarak fetih sahasını Kartal'ın da içinde bulunduğu toprakları alarak Üsküdar'a kadar genişletti. 1081 yılında tahta çıkan Bizans İmparatoru Alexios Kommenos, Selçuklu Türklerini askeri olarak İstanbul Boğazı'ndan uzaklaştıramayınca Süleymanşah ile antlaşma yaptı. Bizans İmparatoru Alexios Kommenos ile Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman şah arasında 1081 yılında yapılan antlaşmaya göre Drakon (Dragos) Çayı iki taraf arasında sınır olarak belirlenmiştir. Bu çay bugünkü Maltepe'nin batısında Maltepe ile Kartal arasında sınırı teşkil eden ve bu adı taşıyan Dragos tepesinin yanından geçerek denize dökülen küçük bir sudur. İşte Anadolu'da Türklerle Bizanslıların ilk hududu bu anlaşma ile tespit edilmiştir. Süleymanşah, 1086 yılında Halep kuşatması sırasında ölünce Anadolu Selçuklu tahtında ortaya çıkan hükümdar boşluğundan istifade eden Bizans İmparatorluğu Kartal'ın da içinde yer aldığı Kocaeli Yarımadası'nı tekrar topraklarına katmıştır. 1097 senesinde Haçlı ordularının İznik'i muhasara ettikleri ve Sultan I. Kılıçarslan ile muharebe yaptıkları zaman, Bizans imparatoru Alexios Kommenos, boğazı geçmiş ve Palekanon' da (Maltepe) karargâh kurmuştur. Haçlı seferleri sırasında Maltepe, Doğu ve Batı arasında bir intikal sahası olmuştur. Osmanlı Devleti döneminde, devletin kurucusu Osman Gazi ve ondan sonra başa geçen hükümdarlar fetih sahası olarak Bizans topraklarına öncelik verdiler. Osman Gazi ölünce vefatının akabinde Orhan Gazi, Bizans İmparatoru III. Andronikos ile 1329 yılında yaptığı Palekanon (Maltepe) Savaşı'nı kazanarak Kocaeli Yarımadası ve Kartal'ın da içinde yer alan topraklar tekrar Osmanlı Devleti'ne geçmiştir. Kartal, 1908 yılına kadar Üsküdar Mutasarrıflığı'na bağlı Sancak olarak idare edilmiş, bu tarihten sonra İstanbul iline bağlı bir ilçe olmuştur.
manzara

MALTEPE

Maltepe İlçesinin geçmişini ancak 6. asrın başlarından itibaren tetkik etmek mümkündür. Verimli topraklara sahipken, tamamına yakın bir bölümünün sanayi ve yerleşim alanıyla kaplı olan Maltepe yer altı memba sularıyla tanınmaktadır. Maltepe Dragos tepesinin Kartal İlçesine bakan eteklerinde deniz kıyısında köy iken yer sarsıntısı neticesinde yıkılmış ve şimdiki yerinde inşa edilmiştir. Maltepe`nin eski adı BRYAS`dır. Bizans imparatoru THEOPHİLES`in 816 yılında Abbasi Halifelerinin Bağdat`taki sarayını model alarak arabesk stilinde bir saray inşa ettiği yapılan kazılardan öğrenilmiştir. Çok eski bir tarihten beri iskân bölgesi olduğu öğrenilen Maltepe`nin Bizans devrinden önceki geçmişi hakkında belgeye dayanan bir bilgiye rastlanmamıştır. Ancak 1080-1083 yıllarında bütün Anadolu`yu alan Selçuk Sultanı Süleyman Şah tarafından Kartal, Pendik ve Maltepe`nin fethinden sonra Bizans imparatoru ile 1084 yılında anlaşma yapılmış, Dragos çayı hudut olarak belirlenmiştir. (Bu çay bugün Maltepe`nin batısında bu adı taşıyan Dragos tepesinin yanından geçerek denize dökülen küçük bir sudur. )İşte Anadolu Türkleriyle Bizanslılar arasındaki ilk hudut bu anlaşma ile belirlenmiştir. Süleyman Şah`ın 1086 Yılında ölümünden sonra Bizanslılar bu anlaşmayı bozmuş, 1097 senesinde Haçlı ordularının İzmit`i muasıra ederek Sultan Kılıçarslan ile muhabere ettikleri sırada, Bizans İmparatoru ALENİS MOMNENOS boğazı geçerek PELEKANON denilen bugünkü Maltepe Şatosunu karargah olarak kurmuştur. Haçlı seferleri sırasında Maltepe doğu ile batı arasında bir intikal sahası olmuştur. Aydos kalesinin Osmanlı İmparatoru Ummurağası Abdurrahman Gazi tarafından 80 kişilik kuvvetle muasıra edilerek alınmasından sonra 1400 yılında Maltepe Kartal`la birlikte Osmanlı topraklarında kalmıştır. 1908 meşrutiyetin ilanında Üsküdar Mütasarrufluğuna bağlı sancak olan Kartal`ın bir beldesi olan Maltepe, bu tarihten sonra da İstanbul İline bağlı ilçe olan Kartal`ın bağlısı olarak kalmış 3 Haziran 1992 tarih ve 21247 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 3806 Sayılı Kanunla da bağlısı olduğu Kartal`dan ayrılarak İstanbul iline bağlı müstakil İlçe olmuştur.
Waypoint

BOSTANCI

Kadıköy’ün Güneydoğu kapısıdır Bostancı.Bir yarımada gibidir.Güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Çamaşırcı Deresi, batısında da şimdi doldurulmuş olan Turşucu Deresi ile çevrilidir.Kuzeyinde E-5 Karayolu olan , bir zamanlar İstanbul’un giriş kapısı ve Şam-Bağdat yolunun önemli bir kavşağı olan Bostancı , şimdi ilçenin Kadıköy merkezinden sonra , İstanbul’un her yeriyle yol bağlantısı olan, hatta Anadolu’ya bağlanan yolları önemli bir durağıdır. Haydarpaşa’dan kalkan trenler de Anadolu’ya giderken Bostancıda durur.Karşı yakaya geçen otobüslerin ve dolmuşların ana durağı burasıdır.Ada vapurlarının ana durağıdır Bostancı… Adalardan gelenler , buradan İstanbul’un dört bir yanına dağılır. Bostancının tarihinin çok eski çağlara dayandığı söylenir.Kesin bir bilgi olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında adının “Potestikon” olduğu sanılıyor. O dönemlerde imparatorun sefer dönüşünde şehrin yöneticisi tarafından karşılandığı bir yer olduğu bilinmektedir.Bu nedenle imparatorların sefer yorgunluğunu atabilecekleri saray, köşk ve benzeri yapıların bu bölgede bulunduğu yapılan kazılarla da ispatlanmıştır.Bu da gösteriyor ki , Bostancı Bizanslılar zamanında da yerleşim bölgesiymiş. Bostancı tarihi eserleri bol bir yerdir.Örneğin Anadolu yakasında Osmanlı döneminden kalan tek köprü Bostancı’dadır. Çamaşırcı Deresi denen derenin üzerindeki köprünün Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.Ancak daha sonraları köprü yıkılmış, tekrar inşa edilmiştir.Bir zamanlar bu bölgede oturan sakinlerin çamaşır yıkadığı bu dere şimdi ne yazık ki kirlenmiş durumdadır. Bostancı Camii 1914-1915 yılları arasında zamanın ünlü mimarlarından Kemalettin Bey tarafındanyapılmıştır. Bostancıda ayrıca Atatürk’ün sık sık ziyaret ettiği iki köşk bulunmaktadır.Bir zamanlar bostanı da bol olan Bostancı adını bu bostanlardan değil , Osmanlı döneminde bu bölgenin Bostancıbaşı’na verilmesinden kaynaklandığı söylenir.Ama yinede Bostancı’da “Bostaniçi”, “Bostan Tarıkı” gibi sokak isimleri vardır ki bunlarda Bostancı’da bostanların çok olduğunu gösterir. Geçmişte Anadolu yakasının her semti gibi Bostancı’da da geniş bahçeli köşkler, deniz kenarında yalıları vardır Bostancılılar, gözleri bağlı beygirlerin döndürdükleri bostan dolabından bağlara boşalttığı suların sesini yada köşklerden ve yalılardan gelen ud ile keman seslerini hala anımsarlar, bir masal gibi Bostancı‘da yıllar yılı değişmeyen şeyler de vardır. Örneğin tren sesinin vapur düdüğü sesine karışması gibi…Kayışdağından gelen rüzgarın, denizden esen meltemle buluşması gibi…Yalılar ve köşkleri ile Bostancı’ nın çok uzun senelere dayalı kültür merkezi gibi çalışan restoranları, .çay bahçeleri Anadolu yakasının tek eğlence merkezi olan Bostancı gösteri merkezi ve Lunaparkı hizmet vermektedir. Sanata kucak açan mahallede yıllardır Bostancılıların yanı sıra Kadıköylü Edebiyatçıların da buluşma yeri olmuştur.Bostancı’ da balıkçılık da çok eski yıllara dayanır.Bostanlarla birlikte var olan balıkçılar, hala vardır.Balıkçı barınakları ve su ürünleri kooperatifi Bostancı’ nın simgesidir. Nüfusu 50 bin olan Bostancının Halk Eğitim merkezi 1988 yılında kurulmuştur. Emlak sektörü hızla gelişmekte olup eski binaların yıkılıp yeniden yapılanması son üç senedir hız kazanmış durumdadır. Sahil şeridi tamamıyla yenilenmiş hatta inanılması zor ama gerçek arıtma tesislerininde devreye girmesiyle artık denize girilebiliyor. Yıl sonunda tren raylarının da yenileme çalışması başlayacak ve daha modern bir ulaşıma kavuşulacak. Bostancılar, Bostancı Ocağı adı verilen ocakta yetiştirilirlerdi. Bostancı Ocağı, İstanbul ve Edirne'de bulunuyordu. Bu ocağa, ilk zamanlarda, devşirme usulü ile seçilen acemiler alınırdı. Bunlar, genellikle Arnavut ve Boşnak çocukları idi. Fakat, sonraları, devşirme usulünün bozulması ile, Bostancı Ocağına alınan acemiler de, sözü geçen kimselerin tavsiyeleri alınmış ve zamanla bu ocak da bozulmuştur. Bostancılar, Osmanlı İmparatorluğunun ilk yıllarında savaşa da katılmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılmasından sonra, Bostancılar da, yenilik hareketlerine karşı davranışlarda bulunduklarından Bostancı Ocağı da bir düzene sokulmuş; bunlar, 1826 tarihinden sonra yalnız saray bahçelerine bakmaya ve bekçilik yapmaya başlamışlardır. Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak. Bostancılar ocağına, devşirme suretiyle toplanan acemi oğlanları arasından, kabiliyetli olanları seçilirdi. Bu ocağa seçilenlerin eğitimleri, İstanbul ve Edirne'deki saray bahçelerinde yapılırdı. Saraylarda, camilerin inşaatına gereken malzemenin temini ve nakliyatı, bu ocağa aitti. Topkapı Sarayının odununun, İzmit'ten getirilmesinde kullanılan gemilerde, bostancılar, kürekçilik yaparlardı. Bostancılar, zamanla askeri bir sınıf haline gelmişlerdir. Topkapı Sarayında vazife yapan 300-400 bostancı olduğu halde, şehir içinde asayişle görevli bir o kadar daha bostancı vardı. Şehir içindeki bostancılar, Üsküdar, Eyüp, Kâğıthane, Boğaziçi, Adalar, Yeşilköy, Kadıköy, Bostancı semtlerinde bulunurlardı. Bostancıların sayısı, zaman içinde değişmiştir. On altıncı asır başında 3396 iken, aynı asrın sonunda 1998, on sekizinci asırda ise 2400 kişi olmuştur. Bostancı ocağının en büyük amiri, Bostancıbaşı idi. İstanbul etrafındaki Marmara, Karadeniz ve Haliç sahillerinin muhafazası ve inzibatı buna aitti. Sahillerde, bostancı ağasının izni olmadan yalı yapılmazdı. Bostancıbaşı, sahillerdeki bina ve yalıların mevkileriyle, kimlerin olduğuna dair mükemmel bir defter tutardı. Sahilde yaptırılan binalardan vergi alırdı. Bostancıbaşılar, Yalı Köşkünde otururlar, resmi günlerde, padişahın atının üzengisini tutarlardı. Sarayın muhafazasından sorumlu oldukları için, görevleri çok mühimdi. Bostancıbaşılar, başlarına kırmızı renkte berata, kuşaklarına mücevherli kama takarlar; kırmızı kaftan, mavi şalvar, ve ayaklarına yemeni giyerlerdi. Bostancıbaşılar, saray dışına tayin edildiklerinde, kapıcıbaşı veya sancakbeyi olurlardı. Vezirliğe kadar yükselenler de vardır. Bostancıbaşıdan sonra, bostancılar kethüdası, haseki ağa, hamlacıbaşı, odabaşı, bostancı karakulağı, vezir karakulağı ile dört baltacı, bu ocağın zabitlerindendi. Bostancılar, maaşlarını, yeniçeriler gibi üç ayda bir kere alırlardı. Edirne bostancıları, Edirne bostancıbaşısının emri altındaydı. Gelibolu bostancılarının amiri, daha küçük rütbeliydi. Yeniçeri ocağının lağviyle, Bostancı ocağı da kaldırılmıştır. Ocağın lağvı esnasında, ihtiyarları emekliye ayrılmış, gençlerinden ise sarayın muhafazasında vazifelendirilmek üzere, “Nizamiye Taburu” teşkil edilmiştir.
Waypoint

SUADİYE

Kadıköy’ün Güneydoğu kapısıdır Bostancı.Bir yarımada gibidir.Güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Çamaşırcı Deresi, batısında da şimdi doldurulmuş olan Turşucu Deresi ile çevrilidir.Kuzeyinde E-5 Karayolu olan , bir zamanlar İstanbul’un giriş kapısı ve Şam-Bağdat yolunun önemli bir kavşağı olan Bostancı , şimdi ilçenin Kadıköy merkezinden sonra , İstanbul’un her yeriyle yol bağlantısı olan, hatta Anadolu’ya bağlanan yolları önemli bir durağıdır. Haydarpaşa’dan kalkan trenler de Anadolu’ya giderken Bostancıda durur.Karşı yakaya geçen otobüslerin ve dolmuşların ana durağı burasıdır.Ada vapurlarının ana durağıdır Bostancı… Adalardan gelenler , buradan İstanbul’un dört bir yanına dağılır. Bostancının tarihinin çok eski çağlara dayandığı söylenir.Kesin bir bilgi olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında adının “Potestikon” olduğu sanılıyor. O dönemlerde imparatorun sefer dönüşünde şehrin yöneticisi tarafından karşılandığı bir yer olduğu bilinmektedir.Bu nedenle imparatorların sefer yorgunluğunu atabilecekleri saray, köşk ve benzeri yapıların bu bölgede bulunduğu yapılan kazılarla da ispatlanmıştır.Bu da gösteriyor ki , Bostancı Bizanslılar zamanında da yerleşim bölgesiymiş. Bostancı tarihi eserleri bol bir yerdir.Örneğin Anadolu yakasında Osmanlı döneminden kalan tek köprü Bostancı’dadır. Çamaşırcı Deresi denen derenin üzerindeki köprünün Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.Ancak daha sonraları köprü yıkılmış, tekrar inşa edilmiştir.Bir zamanlar bu bölgede oturan sakinlerin çamaşır yıkadığı bu dere şimdi ne yazık ki kirlenmiş durumdadır. Bostancı Camii 1914-1915 yılları arasında zamanın ünlü mimarlarından Kemalettin Bey tarafındanyapılmıştır. Bostancıda ayrıca Atatürk’ün sık sık ziyaret ettiği iki köşk bulunmaktadır.Bir zamanlar bostanı da bol olan Bostancı adını bu bostanlardan değil , Osmanlı döneminde bu bölgenin Bostancıbaşı’na verilmesinden kaynaklandığı söylenir.Ama yinede Bostancı’da “Bostaniçi”, “Bostan Tarıkı” gibi sokak isimleri vardır ki bunlarda Bostancı’da bostanların çok olduğunu gösterir. Geçmişte Anadolu yakasının her semti gibi Bostancı’da da geniş bahçeli köşkler, deniz kenarında yalıları vardır Bostancılılar, gözleri bağlı beygirlerin döndürdükleri bostan dolabından bağlara boşalttığı suların sesini yada köşklerden ve yalılardan gelen ud ile keman seslerini hala anımsarlar, bir masal gibi Bostancı‘da yıllar yılı değişmeyen şeyler de vardır. Örneğin tren sesinin vapur düdüğü sesine karışması gibi…Kayışdağından gelen rüzgarın, denizden esen meltemle buluşması gibi…Yalılar ve köşkleri ile Bostancı’ nın çok uzun senelere dayalı kültür merkezi gibi çalışan restoranları, .çay bahçeleri Anadolu yakasının tek eğlence merkezi olan Bostancı gösteri merkezi ve Lunaparkı hizmet vermektedir. Sanata kucak açan mahallede yıllardır Bostancılıların yanı sıra Kadıköylü Edebiyatçıların da buluşma yeri olmuştur.Bostancı’ da balıkçılık da çok eski yıllara dayanır.Bostanlarla birlikte var olan balıkçılar, hala vardır.Balıkçı barınakları ve su ürünleri kooperatifi Bostancı’ nın simgesidir. Nüfusu 50 bin olan Bostancının Halk Eğitim merkezi 1988 yılında kurulmuştur. Emlak sektörü hızla gelişmekte olup eski binaların yıkılıp yeniden yapılanması son üç senedir hız kazanmış durumdadır. Sahil şeridi tamamıyla yenilenmiş hatta inanılması zor ama gerçek arıtma tesislerininde devreye girmesiyle artık denize girilebiliyor. Yıl sonunda tren raylarının da yenileme çalışması başlayacak ve daha modern bir ulaşıma kavuşulacak. Bostancılar, Bostancı Ocağı adı verilen ocakta yetiştirilirlerdi. Bostancı Ocağı, İstanbul ve Edirne'de bulunuyordu. Bu ocağa, ilk zamanlarda, devşirme usulü ile seçilen acemiler alınırdı. Bunlar, genellikle Arnavut ve Boşnak çocukları idi. Fakat, sonraları, devşirme usulünün bozulması ile, Bostancı Ocağına alınan acemiler de, sözü geçen kimselerin tavsiyeleri alınmış ve zamanla bu ocak da bozulmuştur. Bostancılar, Osmanlı İmparatorluğunun ilk yıllarında savaşa da katılmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılmasından sonra, Bostancılar da, yenilik hareketlerine karşı davranışlarda bulunduklarından Bostancı Ocağı da bir düzene sokulmuş; bunlar, 1826 tarihinden sonra yalnız saray bahçelerine bakmaya ve bekçilik yapmaya başlamışlardır. Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak. Bostancılar ocağına, devşirme suretiyle toplanan acemi oğlanları arasından, kabiliyetli olanları seçilirdi. Bu ocağa seçilenlerin eğitimleri, İstanbul ve Edirne'deki saray bahçelerinde yapılırdı. Saraylarda, camilerin inşaatına gereken malzemenin temini ve nakliyatı, bu ocağa aitti. Topkapı Sarayının odununun, İzmit'ten getirilmesinde kullanılan gemilerde, bostancılar, kürekçilik yaparlardı. Bostancılar, zamanla askeri bir sınıf haline gelmişlerdir. Topkapı Sarayında vazife yapan 300-400 bostancı olduğu halde, şehir içinde asayişle görevli bir o kadar daha bostancı vardı. Şehir içindeki bostancılar, Üsküdar, Eyüp, Kâğıthane, Boğaziçi, Adalar, Yeşilköy, Kadıköy, Bostancı semtlerinde bulunurlardı. Bostancıların sayısı, zaman içinde değişmiştir. On altıncı asır başında 3396 iken, aynı asrın sonunda 1998, on sekizinci asırda ise 2400 kişi olmuştur. Bostancı ocağının en büyük amiri, Bostancıbaşı idi. İstanbul etrafındaki Marmara, Karadeniz ve Haliç sahillerinin muhafazası ve inzibatı buna aitti. Sahillerde, bostancı ağasının izni olmadan yalı yapılmazdı. Bostancıbaşı, sahillerdeki bina ve yalıların mevkileriyle, kimlerin olduğuna dair mükemmel bir defter tutardı. Sahilde yaptırılan binalardan vergi alırdı. Bostancıbaşılar, Yalı Köşkünde otururlar, resmi günlerde, padişahın atının üzengisini tutarlardı. Sarayın muhafazasından sorumlu oldukları için, görevleri çok mühimdi. Bostancıbaşılar, başlarına kırmızı renkte berata, kuşaklarına mücevherli kama takarlar; kırmızı kaftan, mavi şalvar, ve ayaklarına yemeni giyerlerdi. Bostancıbaşılar, saray dışına tayin edildiklerinde, kapıcıbaşı veya sancakbeyi olurlardı. Vezirliğe kadar yükselenler de vardır. Bostancıbaşıdan sonra, bostancılar kethüdası, haseki ağa, hamlacıbaşı, odabaşı, bostancı karakulağı, vezir karakulağı ile dört baltacı, bu ocağın zabitlerindendi. Bostancılar, maaşlarını, yeniçeriler gibi üç ayda bir kere alırlardı. Edirne bostancıları, Edirne bostancıbaşısının emri altındaydı. Gelibolu bostancılarının amiri, daha küçük rütbeliydi. Yeniçeri ocağının lağviyle, Bostancı ocağı da kaldırılmıştır. Ocağın lağvı esnasında, ihtiyarları emekliye ayrılmış, gençlerinden ise sarayın muhafazasında vazifelendirilmek üzere, “Nizamiye Taburu” teşkil edilmiştir.
Waypoint

CADDEBOSTAN

Kadıköy’ün Güneydoğu kapısıdır Bostancı.Bir yarımada gibidir.Güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Çamaşırcı Deresi, batısında da şimdi doldurulmuş olan Turşucu Deresi ile çevrilidir.Kuzeyinde E-5 Karayolu olan , bir zamanlar İstanbul’un giriş kapısı ve Şam-Bağdat yolunun önemli bir kavşağı olan Bostancı , şimdi ilçenin Kadıköy merkezinden sonra , İstanbul’un her yeriyle yol bağlantısı olan, hatta Anadolu’ya bağlanan yolları önemli bir durağıdır. Haydarpaşa’dan kalkan trenler de Anadolu’ya giderken Bostancıda durur.Karşı yakaya geçen otobüslerin ve dolmuşların ana durağı burasıdır.Ada vapurlarının ana durağıdır Bostancı… Adalardan gelenler , buradan İstanbul’un dört bir yanına dağılır. Bostancının tarihinin çok eski çağlara dayandığı söylenir.Kesin bir bilgi olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında adının “Potestikon” olduğu sanılıyor. O dönemlerde imparatorun sefer dönüşünde şehrin yöneticisi tarafından karşılandığı bir yer olduğu bilinmektedir.Bu nedenle imparatorların sefer yorgunluğunu atabilecekleri saray, köşk ve benzeri yapıların bu bölgede bulunduğu yapılan kazılarla da ispatlanmıştır.Bu da gösteriyor ki , Bostancı Bizanslılar zamanında da yerleşim bölgesiymiş. Bostancı tarihi eserleri bol bir yerdir.Örneğin Anadolu yakasında Osmanlı döneminden kalan tek köprü Bostancı’dadır. Çamaşırcı Deresi denen derenin üzerindeki köprünün Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.Ancak daha sonraları köprü yıkılmış, tekrar inşa edilmiştir.Bir zamanlar bu bölgede oturan sakinlerin çamaşır yıkadığı bu dere şimdi ne yazık ki kirlenmiş durumdadır. Bostancı Camii 1914-1915 yılları arasında zamanın ünlü mimarlarından Kemalettin Bey tarafındanyapılmıştır. Bostancıda ayrıca Atatürk’ün sık sık ziyaret ettiği iki köşk bulunmaktadır.Bir zamanlar bostanı da bol olan Bostancı adını bu bostanlardan değil , Osmanlı döneminde bu bölgenin Bostancıbaşı’na verilmesinden kaynaklandığı söylenir.Ama yinede Bostancı’da “Bostaniçi”, “Bostan Tarıkı” gibi sokak isimleri vardır ki bunlarda Bostancı’da bostanların çok olduğunu gösterir. Geçmişte Anadolu yakasının her semti gibi Bostancı’da da geniş bahçeli köşkler, deniz kenarında yalıları vardır Bostancılılar, gözleri bağlı beygirlerin döndürdükleri bostan dolabından bağlara boşalttığı suların sesini yada köşklerden ve yalılardan gelen ud ile keman seslerini hala anımsarlar, bir masal gibi Bostancı‘da yıllar yılı değişmeyen şeyler de vardır. Örneğin tren sesinin vapur düdüğü sesine karışması gibi…Kayışdağından gelen rüzgarın, denizden esen meltemle buluşması gibi…Yalılar ve köşkleri ile Bostancı’ nın çok uzun senelere dayalı kültür merkezi gibi çalışan restoranları, .çay bahçeleri Anadolu yakasının tek eğlence merkezi olan Bostancı gösteri merkezi ve Lunaparkı hizmet vermektedir. Sanata kucak açan mahallede yıllardır Bostancılıların yanı sıra Kadıköylü Edebiyatçıların da buluşma yeri olmuştur.Bostancı’ da balıkçılık da çok eski yıllara dayanır.Bostanlarla birlikte var olan balıkçılar, hala vardır.Balıkçı barınakları ve su ürünleri kooperatifi Bostancı’ nın simgesidir. Nüfusu 50 bin olan Bostancının Halk Eğitim merkezi 1988 yılında kurulmuştur. Emlak sektörü hızla gelişmekte olup eski binaların yıkılıp yeniden yapılanması son üç senedir hız kazanmış durumdadır. Sahil şeridi tamamıyla yenilenmiş hatta inanılması zor ama gerçek arıtma tesislerininde devreye girmesiyle artık denize girilebiliyor. Yıl sonunda tren raylarının da yenileme çalışması başlayacak ve daha modern bir ulaşıma kavuşulacak. Bostancılar, Bostancı Ocağı adı verilen ocakta yetiştirilirlerdi. Bostancı Ocağı, İstanbul ve Edirne'de bulunuyordu. Bu ocağa, ilk zamanlarda, devşirme usulü ile seçilen acemiler alınırdı. Bunlar, genellikle Arnavut ve Boşnak çocukları idi. Fakat, sonraları, devşirme usulünün bozulması ile, Bostancı Ocağına alınan acemiler de, sözü geçen kimselerin tavsiyeleri alınmış ve zamanla bu ocak da bozulmuştur. Bostancılar, Osmanlı İmparatorluğunun ilk yıllarında savaşa da katılmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılmasından sonra, Bostancılar da, yenilik hareketlerine karşı davranışlarda bulunduklarından Bostancı Ocağı da bir düzene sokulmuş; bunlar, 1826 tarihinden sonra yalnız saray bahçelerine bakmaya ve bekçilik yapmaya başlamışlardır. Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak. Bostancılar ocağına, devşirme suretiyle toplanan acemi oğlanları arasından, kabiliyetli olanları seçilirdi. Bu ocağa seçilenlerin eğitimleri, İstanbul ve Edirne'deki saray bahçelerinde yapılırdı. Saraylarda, camilerin inşaatına gereken malzemenin temini ve nakliyatı, bu ocağa aitti. Topkapı Sarayının odununun, İzmit'ten getirilmesinde kullanılan gemilerde, bostancılar, kürekçilik yaparlardı. Bostancılar, zamanla askeri bir sınıf haline gelmişlerdir. Topkapı Sarayında vazife yapan 300-400 bostancı olduğu halde, şehir içinde asayişle görevli bir o kadar daha bostancı vardı. Şehir içindeki bostancılar, Üsküdar, Eyüp, Kâğıthane, Boğaziçi, Adalar, Yeşilköy, Kadıköy, Bostancı semtlerinde bulunurlardı. Bostancıların sayısı, zaman içinde değişmiştir. On altıncı asır başında 3396 iken, aynı asrın sonunda 1998, on sekizinci asırda ise 2400 kişi olmuştur. Bostancı ocağının en büyük amiri, Bostancıbaşı idi. İstanbul etrafındaki Marmara, Karadeniz ve Haliç sahillerinin muhafazası ve inzibatı buna aitti. Sahillerde, bostancı ağasının izni olmadan yalı yapılmazdı. Bostancıbaşı, sahillerdeki bina ve yalıların mevkileriyle, kimlerin olduğuna dair mükemmel bir defter tutardı. Sahilde yaptırılan binalardan vergi alırdı. Bostancıbaşılar, Yalı Köşkünde otururlar, resmi günlerde, padişahın atının üzengisini tutarlardı. Sarayın muhafazasından sorumlu oldukları için, görevleri çok mühimdi. Bostancıbaşılar, başlarına kırmızı renkte berata, kuşaklarına mücevherli kama takarlar; kırmızı kaftan, mavi şalvar, ve ayaklarına yemeni giyerlerdi. Bostancıbaşılar, saray dışına tayin edildiklerinde, kapıcıbaşı veya sancakbeyi olurlardı. Vezirliğe kadar yükselenler de vardır. Bostancıbaşıdan sonra, bostancılar kethüdası, haseki ağa, hamlacıbaşı, odabaşı, bostancı karakulağı, vezir karakulağı ile dört baltacı, bu ocağın zabitlerindendi. Bostancılar, maaşlarını, yeniçeriler gibi üç ayda bir kere alırlardı. Edirne bostancıları, Edirne bostancıbaşısının emri altındaydı. Gelibolu bostancılarının amiri, daha küçük rütbeliydi. Yeniçeri ocağının lağviyle, Bostancı ocağı da kaldırılmıştır. Ocağın lağvı esnasında, ihtiyarları emekliye ayrılmış, gençlerinden ise sarayın muhafazasında vazifelendirilmek üzere, “Nizamiye Taburu” teşkil edilmiştir.
Waypoint

FENERBAHÇE

Kadıköy’ün Güneydoğu kapısıdır Bostancı.Bir yarımada gibidir.Güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Çamaşırcı Deresi, batısında da şimdi doldurulmuş olan Turşucu Deresi ile çevrilidir.Kuzeyinde E-5 Karayolu olan , bir zamanlar İstanbul’un giriş kapısı ve Şam-Bağdat yolunun önemli bir kavşağı olan Bostancı , şimdi ilçenin Kadıköy merkezinden sonra , İstanbul’un her yeriyle yol bağlantısı olan, hatta Anadolu’ya bağlanan yolları önemli bir durağıdır. Haydarpaşa’dan kalkan trenler de Anadolu’ya giderken Bostancıda durur.Karşı yakaya geçen otobüslerin ve dolmuşların ana durağı burasıdır.Ada vapurlarının ana durağıdır Bostancı… Adalardan gelenler , buradan İstanbul’un dört bir yanına dağılır. Bostancının tarihinin çok eski çağlara dayandığı söylenir.Kesin bir bilgi olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında adının “Potestikon” olduğu sanılıyor. O dönemlerde imparatorun sefer dönüşünde şehrin yöneticisi tarafından karşılandığı bir yer olduğu bilinmektedir.Bu nedenle imparatorların sefer yorgunluğunu atabilecekleri saray, köşk ve benzeri yapıların bu bölgede bulunduğu yapılan kazılarla da ispatlanmıştır.Bu da gösteriyor ki , Bostancı Bizanslılar zamanında da yerleşim bölgesiymiş. Bostancı tarihi eserleri bol bir yerdir.Örneğin Anadolu yakasında Osmanlı döneminden kalan tek köprü Bostancı’dadır. Çamaşırcı Deresi denen derenin üzerindeki köprünün Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.Ancak daha sonraları köprü yıkılmış, tekrar inşa edilmiştir.Bir zamanlar bu bölgede oturan sakinlerin çamaşır yıkadığı bu dere şimdi ne yazık ki kirlenmiş durumdadır. Bostancı Camii 1914-1915 yılları arasında zamanın ünlü mimarlarından Kemalettin Bey tarafındanyapılmıştır. Bostancıda ayrıca Atatürk’ün sık sık ziyaret ettiği iki köşk bulunmaktadır.Bir zamanlar bostanı da bol olan Bostancı adını bu bostanlardan değil , Osmanlı döneminde bu bölgenin Bostancıbaşı’na verilmesinden kaynaklandığı söylenir.Ama yinede Bostancı’da “Bostaniçi”, “Bostan Tarıkı” gibi sokak isimleri vardır ki bunlarda Bostancı’da bostanların çok olduğunu gösterir. Geçmişte Anadolu yakasının her semti gibi Bostancı’da da geniş bahçeli köşkler, deniz kenarında yalıları vardır Bostancılılar, gözleri bağlı beygirlerin döndürdükleri bostan dolabından bağlara boşalttığı suların sesini yada köşklerden ve yalılardan gelen ud ile keman seslerini hala anımsarlar, bir masal gibi Bostancı‘da yıllar yılı değişmeyen şeyler de vardır. Örneğin tren sesinin vapur düdüğü sesine karışması gibi…Kayışdağından gelen rüzgarın, denizden esen meltemle buluşması gibi…Yalılar ve köşkleri ile Bostancı’ nın çok uzun senelere dayalı kültür merkezi gibi çalışan restoranları, .çay bahçeleri Anadolu yakasının tek eğlence merkezi olan Bostancı gösteri merkezi ve Lunaparkı hizmet vermektedir. Sanata kucak açan mahallede yıllardır Bostancılıların yanı sıra Kadıköylü Edebiyatçıların da buluşma yeri olmuştur.Bostancı’ da balıkçılık da çok eski yıllara dayanır.Bostanlarla birlikte var olan balıkçılar, hala vardır.Balıkçı barınakları ve su ürünleri kooperatifi Bostancı’ nın simgesidir. Nüfusu 50 bin olan Bostancının Halk Eğitim merkezi 1988 yılında kurulmuştur. Emlak sektörü hızla gelişmekte olup eski binaların yıkılıp yeniden yapılanması son üç senedir hız kazanmış durumdadır. Sahil şeridi tamamıyla yenilenmiş hatta inanılması zor ama gerçek arıtma tesislerininde devreye girmesiyle artık denize girilebiliyor. Yıl sonunda tren raylarının da yenileme çalışması başlayacak ve daha modern bir ulaşıma kavuşulacak. Bostancılar, Bostancı Ocağı adı verilen ocakta yetiştirilirlerdi. Bostancı Ocağı, İstanbul ve Edirne'de bulunuyordu. Bu ocağa, ilk zamanlarda, devşirme usulü ile seçilen acemiler alınırdı. Bunlar, genellikle Arnavut ve Boşnak çocukları idi. Fakat, sonraları, devşirme usulünün bozulması ile, Bostancı Ocağına alınan acemiler de, sözü geçen kimselerin tavsiyeleri alınmış ve zamanla bu ocak da bozulmuştur. Bostancılar, Osmanlı İmparatorluğunun ilk yıllarında savaşa da katılmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılmasından sonra, Bostancılar da, yenilik hareketlerine karşı davranışlarda bulunduklarından Bostancı Ocağı da bir düzene sokulmuş; bunlar, 1826 tarihinden sonra yalnız saray bahçelerine bakmaya ve bekçilik yapmaya başlamışlardır. Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak. Bostancılar ocağına, devşirme suretiyle toplanan acemi oğlanları arasından, kabiliyetli olanları seçilirdi. Bu ocağa seçilenlerin eğitimleri, İstanbul ve Edirne'deki saray bahçelerinde yapılırdı. Saraylarda, camilerin inşaatına gereken malzemenin temini ve nakliyatı, bu ocağa aitti. Topkapı Sarayının odununun, İzmit'ten getirilmesinde kullanılan gemilerde, bostancılar, kürekçilik yaparlardı. Bostancılar, zamanla askeri bir sınıf haline gelmişlerdir. Topkapı Sarayında vazife yapan 300-400 bostancı olduğu halde, şehir içinde asayişle görevli bir o kadar daha bostancı vardı. Şehir içindeki bostancılar, Üsküdar, Eyüp, Kâğıthane, Boğaziçi, Adalar, Yeşilköy, Kadıköy, Bostancı semtlerinde bulunurlardı. Bostancıların sayısı, zaman içinde değişmiştir. On altıncı asır başında 3396 iken, aynı asrın sonunda 1998, on sekizinci asırda ise 2400 kişi olmuştur. Bostancı ocağının en büyük amiri, Bostancıbaşı idi. İstanbul etrafındaki Marmara, Karadeniz ve Haliç sahillerinin muhafazası ve inzibatı buna aitti. Sahillerde, bostancı ağasının izni olmadan yalı yapılmazdı. Bostancıbaşı, sahillerdeki bina ve yalıların mevkileriyle, kimlerin olduğuna dair mükemmel bir defter tutardı. Sahilde yaptırılan binalardan vergi alırdı. Bostancıbaşılar, Yalı Köşkünde otururlar, resmi günlerde, padişahın atının üzengisini tutarlardı. Sarayın muhafazasından sorumlu oldukları için, görevleri çok mühimdi. Bostancıbaşılar, başlarına kırmızı renkte berata, kuşaklarına mücevherli kama takarlar; kırmızı kaftan, mavi şalvar, ve ayaklarına yemeni giyerlerdi. Bostancıbaşılar, saray dışına tayin edildiklerinde, kapıcıbaşı veya sancakbeyi olurlardı. Vezirliğe kadar yükselenler de vardır. Bostancıbaşıdan sonra, bostancılar kethüdası, haseki ağa, hamlacıbaşı, odabaşı, bostancı karakulağı, vezir karakulağı ile dört baltacı, bu ocağın zabitlerindendi. Bostancılar, maaşlarını, yeniçeriler gibi üç ayda bir kere alırlardı. Edirne bostancıları, Edirne bostancıbaşısının emri altındaydı. Gelibolu bostancılarının amiri, daha küçük rütbeliydi. Yeniçeri ocağının lağviyle, Bostancı ocağı da kaldırılmıştır. Ocağın lağvı esnasında, ihtiyarları emekliye ayrılmış, gençlerinden ise sarayın muhafazasında vazifelendirilmek üzere, “Nizamiye Taburu” teşkil edilmiştir.
Arkeolojik sit

KADIKÖY BOĞA

Yaklaşık yüz elli yaşında olan Boğa Heykeli, 1860’larda Paris’te Fransız heykeltraş Isidore Bonheur tarafından yapılmış.Fransa-Almanya sınırında bulunan Alsas-Loren bölgesi, zengin kömür rezervleri sebebiyle Sanayi Devrimi sonrasında bu iki ülke arasında sürekli savaş sebebi olurmuş.1800’lü yıllarda Fransa ve Almanya arasında bir türlü paylaşılamayan Alsas- Loren Bölgesi, yıllar boyunca Fransa ve Almanya arasında bir o yana bir bu yana geçerek sürekli el değiştirmiş.İşte Boğa Heykeli, 1860’larda bu bölgede Fransızlar’ın Almanlar’ı yendiği savaşı simgelemek, kızgınlığı ve iriliğiyle Fransızlar’ın gücünü anlatmak için yaptırılmış. 1870 Sedan Muharebesi’yle, Alman General Bismarck tarafından Alsas-Loren yeniden geri alınınca, “Fransızlar’ın gücü” de böylece yeniden Almanya’ya geçmiş. Ancak heykelin Almanya’daki yaşantısı çok sürmemiş. Hem I. Dünya Savaşı’ndaki Osmanlı-Almanya ittifakı hem de Alman İmparatoru II. Wilhelm‘in dostluğundan dolayı Boğa, 1917’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne hediye edilmiş.İttihat ve Terakki Cemiyeti de Boğa heykelini Enver Paşa‘ya hediye etmiş. Böylece Türkiye’ye gelen heykel, ilk olarak Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesine, oradan da Yıldız Sarayı Şale Köşkü’nün büyük serası önüne yerleştirilmiş. I. Dünya Savaşı sonunda Enver Paşa’nın yurt dışına gitmesinden sonra, Boğa’nın Yıldız Şale Köşkü’nden sonra ilk görüldüğü yer, Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın sahip oldukları “Bilezikçi Çiftliği” olmuş. Çiftliğin bir köşesinde unutulan, adeta kaderine terk edilen “gücün simgesi” Boğa, fazla değil, 50 yıl kadar sonra hatırlanıp yeni yapılan Hilton Oteli’nin bahçesine taşınmış.Ardından Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nın önüne konan Boğa, bir söylentiye göre, daha sonra da bir müddet Taksim Gezi Parkı’na götürülmüş.1970’li yılların başlarında, İstanbul’un Anadolu Yakası seyahati başlamış Boğa’nın. Kaderinde gezmek olan Boğa’nın Kadıköy’deki ilk durağı ise tarihi Şehremaneti binasının önü olmuş. (Bugünkü Kadıköy Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi).Yaklaşık yirmi yıl kadar da bu mekanda kalan Boğa, nihayet 1987 yılında bugünkü yerine yani Altıyol’a taşınmış.
Bilişim

FENERBAHÇE STADI

Şükrü Saracoğlu Stadyumu ya da resmi adıyla Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi İstanbul, Kadıköy'de bulunan, Fenerbahçe'nin maçlarını oynadığı 47.834 seyirci kapasiteli stadyumdur. Türkiye'nin en büyük 4. stadyumudur.

1 comment

  • Fotoğraf erolgeygel

    erolgeygel 25.Şub.2020

    Bu parkur bisiklet için çok uygun.

You can or this trail