-
-
1.373 m
1.032 m
0
2,1
4,1
8,26 km

6 kere bakıldı , 0 kere indirildi

yer Doğancı, Sakarya (Türkiye)

Gebze’den çıktıktan sonra ilk mola yerimiz Geyve’ye bağlı Alifuatpaşa’ydı. Alifuatpaşa’nın, 1919 yılı Ocak ayında Ali Fuat Paşa komutasındaki 20. Kolordu kuvvetlerinin Orta Anadolu'ya doğru ilerleyen İngiliz birliklerine karşı ateş açarak Türk İstiklal Savaşı'nı fiilen başlattığı kasaba olduğunu bu vesile ile hatırlatmış olalım.

Şehir merkezinde ki küçük bir kahvede sabah çaylarımızı içtikten sonra son alışverişlerimizi yaptık ve Sakarya Nehri üzerinde Sultan II.Bayezıd tarafından 1495 yılında yaptırılan tarihi köprüyü yürüyerek geçip ilk adımlarımızı atacağımız Doğancıl Köyü’ne doğru hareket ettik.

Yol boyu içinden geçtiğimiz meyve bahçeleri, özellikle zamanı olduğu için dalları artık yüklerini taşımakta zorlanan kiraz ağaçları bölgenin ne kadar bereketli topraklar üzerine kurulu olduğunun önemli bir göstergesiydi. Doğumuzda beliren Kılıçkaya’nın kılavuzluğunda Kapıormanı Dağları boyunca yükselmeye başladık. Çok geçmeden Sütalan ve Poydalar köyleri geride kaldı. Doğancıl’a varmadan da yönümüzü doğuya çevirdik.
İlk adımlarımızı attığımızda yaklaşık 1000 metre yükseklikteydik ve güneş bulutlarla saklambaç oynamaya karar vermişti, yürürken giyinsek mi soyunsak mı uzun zaman karar veremedik. Zaten başlar başlamaz ilk büyük molamızı da vermek zorunda kaldık. Çünkü her taraf öbek öbek kekik doluydu ve döndüğümüzde onları güzelce kurutacak olursak şehirde bize bu dağların tadını hatırlatacaklardı.

İzlediğimiz yol belki de gece yağmış olan yağmur nedeniyle az da olsa çamura bulanmıştı ama bu bize kocaoğlan, tilki ve yabandomuzunun öncemizde yolu kullandığını gösterdiği için pek sıkıntı vermedi, aksine varlıklarını gösterdiği için biraz da sevindirdi :) Küçük bir çeşme başında soluklanıp, mevsimin renk renk çiçekleri arasında Kılıçkaya’yı bir gerdanlık gibi dolanan rota boyunca yürüyüşümüze devam ettik.

İlerleyip içlere sokuldukça ve yükseldikçe yol boyu bize eşlik eden meşe ve kayın ağaçları yerlerini sarıçam ve göknarlara bıraktı. Etrafımızda uçuşan kelebeklerde az değildi. Kaplankırlangıç kuyruklar en güze çarpan tür oldu. Günün sürprizi ise Orman fistosu isimli oldukça güzel bir kelebekti.

Küçük molalar vererek Alt Yayla’ya çıkan yamacın başına geldiğimizde karnımızda ufaktan acıkmaya başlamıştı. Çayırı kaplayan orkideleri aramıza alıp makinelere hep beraber son bir poz verdik ve yavaş yavaş son bölümü de tamamlayarak Alt Yayla’ya ulaştık.

Karşımızda yükselen dik yamacın üzerine kondurulmuş Taraklı Orman Gözetleme kulesi her ne kadar 120 metre daha yüksek de olsa, biz 1370 metre rakıma varmıştık artık. Alt Yayla’nın kapladığı geniş düzlük o saatlerde koyun ve keçi sürülerine ev sahipliği yapıyordu. Aynı zamanda dağın iki yüzünün birbirine kavuştuğu bir boğaz olan yayla hiç eksik olmayan o sert rüzgarı ile hoş geldin dedi bize. Neyse ki birbirine iyice sokulmuş olan geniş birkaç şimşir öbeğinin ardına sığındık ve rüzgarın etkisinden kendimizi koruduk.

Sonra… Sonrasını artık hepiniz biliyorsunuz :) Ateş, köz, biber, soğan, sarımsak… ve Sucuk.. Hele ki acıkmışsanız büyük ziyafet. Ama en güzeli peşine çoktan demlenmiş güzel bir çay…

Bir de dönüş hikayesi var ama onu kısa tutalım. Durulan bir çeşme oluğunda rastlanan ve çok da sık görülemeyen Kuzey Şeritli Semenderi önemli bir kayıttı. Sonrasında yolumuzu Geyve şehir merkezine çevirip merkezdeki fırının meşhur köy ekmeğinden zorda olsa birkaç tane bulduk.

Sırada dallarda gördüğümüz kirazlar vardı. Sorduk soruşturduk onunda yerini bulduk. Yerinden kiraz almanın keyfi ve manavın tüm gruba ikram ettiği çayların neşesi ile zorlu dönüş trafiğine biraz daha hazırdık artık. Gün bittiğinde vücudumuz da tatlı bir yorgunluk vardı ama yüzümüzden gülücükler eksilmemişti :)

Yorumlar

    You can or this trail