Koordinat sayısı 258

Uploaded 08 Şubat 2020 Cumartesi

-
-
70 m
-0 m
0
2,5
5,0
10,02 km

251 kere bakıldı , 1 kere indirildi

yer Üsküdar, İstanbul (Türkiye)

İstanbul'un Asya yakasında geniş bir yerleşim bölgesi olan Üsküdar'da Boğaziçi Köprüsü'nün hemen altında gösterişli Beylerbeyi Sarayı bulunur. Yeşillikler içindeki Kuzguncuk mahallesi, sakin ve kasaba tarzı ortam sunar. İşlek kıyı bölgesindeki vapur iskelelerine yakın alanda ise kubbeli Mihrimah Sultan Camisi bulunur. Kız Kulesi manzarasına sahip kafeler, Boğaz'ın karşısında eski İstanbul manzaraları sunar.
Her şehrin tarihi o şehrin sakinlerinin de tarihidir. Yüzyıllar boyu bağrında nice sakinlerine kucak açan Üsküdar, İstanbul'un fethinden neredeyse bir buçuk asır yıl evvel Türk egemenliğine girmiş ve daha o çağlardan itibaren "kutlu bir diyar" olma yolunda hızla ilerlemiştir. Tarihi yarımadanın karşısında, alabildiğine geniş bir İstanbul peyzajına açılan müstesna konumuyla Üsküdar, Asya topraklarının başladığı bir köprü başıdır. Antik çağlardan beri doğal dokusunun güzelliği sayesinde Ön Asya-Avrupa arası ulaşım kolaylığı sağlayan Boğaziçi'nin açılım noktasında bulunan Üsküdar, her zaman bir cazibe merkezi olmuştur. Bu özel durum; Üsküdar'ın sık aralıklarla istilâlara, farklı egemenlikler altında kalmasına yol açmıştır. Üsküdar isminin nereden geldiği konusunda değişik kaynaklarda farklı görüşler olsa da erken dönem eserlerde geçen Khrisopolis ve Skutarium kelimelerinin "altın şehir" ve "kalkan şehir" anlamlarını vermesi; ayrıca dünya haritacılığının ilk dönem örneklerinde de Latince "scutari" kelimesinin kullanılmış bulunması Üsküdar ismini çağların içinden bugünlere getirir. Şehrin ismi İngilizce'ye Latince'den aynen geçmiştir. Adı da tarihi kadar kadîm olan Üsküdar, gelecek zamanlara doğru yürüyüşünü aynı eskimezlik içinde sürdürüyor.
Dini mimari

Üsküdar Mihrimah Sultan Cami

Mihrimah Camii, veya İskele Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde meydanda bulunan Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan olan kızı Mihrimah Sultan için yaptığı camidir. Sinan'ın erken dönem eserlerindendir. Kubbesi üç yanından yarım kubbelerle desteklenmiştir, ama ön cephede yarım kubbe yoktur. Adres: Mimar Sinan, 34664 Üsküdar/İstanbul Açılış tarihi: 1548 Mimari tarz: Osmanlı mimarisi Kubbe sayısı: 5 Mimar: Mimar Sinan
çeşme/kaynak

3. Ahmet Çeşmesi

III. Ahmet Çeşmesi, 1728 yılında III. Ahmed tarafından, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan adına yaptırılmıştır. İstanbul Boğazı'ndan gelip geçenlerin ihtiyacını karşılamasını sağlayan bu çeşmenin 8 adet musluğu vardır. Köşelerdeki musluklar su içmek için, kenarlardaki musluklar su doldurmak için yapılmıştır
Dini mimari

Yeni Valide Cami

Yeni Valide Camii, diğer bilinen adıyla Valide-i Cedid Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde Uncular Caddesi ve Hakimiyet-i Milliye Caddesi üzerinde II. Mustafa ve III. Ahmet'in annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan tarafından yaptırılmış olan camiidir.
Dini mimari

Şemsi Paşa Cami

Şemsi Paşa'nın Üsküdar'a bakan tarafında yani eski tütün fabrikasının yerinde bir de Sarayı vardı. Yaptıranı Vezir Şemsi Ahmed paşa. İnşa tarihi 988 yani 1580. Mimarı Mimar Sinan'dır.Şemsi Paşa'nın Türbesi Cami'nin sol yanında bitişiktir ve denize bakar. Cami ile Medrese arasındaki avlu bölümünde bir su deşarj rögarı vardır. Bu Mimar Sinan'ın yaptığı eserlerin tümünde tek örnektir. Cami denize yakın olduğu için lodoslu havalarda, avlu duvarını aşıp pencerelerden Cami'ye giren deniz suyu bu rögar vasıtasıyla denize tahliye edilir. Cami avlusu L planında olup avlu kapısından girişte solda görülmeye değer bir tarihi çeşme su haznesi vardır. L şeklindeki hazirenin Cami kıble duvarı ile avlu duvarı arasında 15 kadar tarihi kabir ve taşları vardır. Bu kabirler son restorasyonda meydana çıkarıldı. Ayrıca çıkarılan bazı tarihi mermer taş eşyalar duvarlara monte edilerek güzel bir görünüme kavuşturulmuştur. Cami'nin minaresi kesme taştan, tek şerefeli ve şerefe korkulukları mermer şebekelidir. Bu Cami'ye ve minareye Kuşkonmaz denir. Cami İstanbul Boğazının Marmara'ya açıldığı bir noktadadır. Karşısında da Galata Köprüsü ve Haliç uzanır. Yani bu nokta, üç denize bakan ve bunların rüzgârlarını alan yerdedir. Hiçbir canlı insan dâhil, rüzgâra karşı kendi isteğiyle uzun zaman durmaz. Hele kuşlar ve diğer hayvanlar rüzgârı sevmezler. Hatta çok kalırsa ölürler. Böyle çok rüzgârlı bir yerdeki camiye de, elbette hiçbir kuş konmaz.
Waypoint

Tarihi Kale Yapısı

Dini mimari

Rum Mehmet Paşa Cami

Rum Mehmet Paşa Camii ya da Rumi Mehmet Paşa Camii, İstanbulun Üsküdar ilçesinde yer alan, Osmanlı döneminden kalma tarihî bir ibadethanedir. Rum asıllı Osmanlı veziri Rum Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Vikipedi Adres: Aziz Mahmut Hüdayi, Eşrefsaat Sokağı No:10, 34672 Üsküdar/İstanbul Açılış tarihi: 1471 Mimari biçim: Bizans-Osmanlı mimarisi İşlevi: Cami Mimari tarzlar: Bizans mimarisi, Osmanlı mimarisi
Dini mimari

Ayazma Cami

Cami, Ayazma adıyla bilinen semtte, Ressam Ali Rıza Bey ve Mehmet Paşa Değirmeni sokakları arasındadır. Sultan 3. Mustafa tarafından 1174 H ( 1760 M) de yaptırılmıştır. Bölgeye adını veren ayazma, bu isimli lokantanın hemen arkasındaki bir evin bahçesindedir. Mehmet Paşa Değirmeni Sokağı'nın sol tarafında bulunan bu su, kesmetaş ve tuğla hatıllı olarak yapılan bir mahzenden çıkmaktadır. Camiin Ressam Ali Rıza ve Mehmet Paşa Değirmeni Sokaklarına açılan üç avlu kapısı vardır. Harpuştalı yüksek kapılar birer tak halinde olup, mabet gibi kesme taştandır. Arazi meyilli olduğundan cümle kapısına, Selimiye Camii'nde olduğu gibi, kesmetaş korkuluklu ve iki taraşı bir rampa ile çıkılır. Bu kapıların iç ve dış alınlarına ayetler yazılmıştır. İki yan kapı ların duvarlarına da birer kuş evi yapılmıştır. Mabedin önünde, sekiz ince mermer sütunun taşıdığı üç kubbeli bir revak vardır. Ortadaki beşik kubbedir. Son cemaat yerinin etrafı, som mermer bir korkulukla çevrilmiştir. Cümle kapı sının iki yanında ikişer pencere ve bu pencerelerin arasında, üzerinde ayet yazılı, mihrapçıklar vardır. Üstte ve kapının iki tarafında birer selâ köşkü yapılmıştır. Arazinin meylinden dolayı, son cemaat yerine, yarım daire şeklinde, oniki mermer basamakla çıkılır. Hünkâr mahfelinde mavi -beyaz renkte çinili duvar ve gayet sanatkârane bir kavukluk bulunmaktadır. Cami cephelerindeki kuş evleri birer sanat şaheseridir. Mezarlığında üsküflü iki taş yanında saray ricalinin kabirleri yer almaktadır. Yanda yangın havuzu da vardır.
Arkeolojik sit

Kız Kulesi

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KIZKULESİ Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu eşsiz yapı, İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na, Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir. M.Ö. Kızkulesi İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in anlattığına göre önceleri Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kızkulesi’nin üzerinde bulunduğu adacık oluşmuştur. Kızkulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz edilir. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettirir. Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilir ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu halini alır. Bundan yıllar sonra yani M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares, kulenin bulunduğu adacığa eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırır. Roma Dönemi M.S. 1110’lara gelindiğinde ise bu küçük adacığın üzerindeki ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. 1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmıştır. Bunlardan birini Mangana Manastırı yakınına (Topkapı Sarayı’nın sahili) diğerini ise Kızkulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için, iki kule arasına zincir bağlatmıştır. Bizans Dönemi Daha önceleri zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kızkulesi, İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler tarafından üs olarak kullanılır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Gabriel Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslenmiştir. Osmanlı Dönemi Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırır ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırır ve buraya toplar yerleştirir. Kaleye konulan bu toplar, liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuştur. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada top atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır. Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Osmanlı dönemi boyunca Kızkulesi’nin onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1510 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kızkulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiştir. Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuştur. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır. Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kızkulesi’nden atılan toplarla selamlanmıştır. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuştur. 1719 yılında fenerde yağ kandilinin rüzgâr etkisiyle etrafı tutuşturmasından dolayı çıkan yangın ile iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanmış,1725 yılında şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Bu onarım sonrası kule, kurşun kubbeli ve fener bölümü de kagir ve camlı olarak restore edilmiştir. Ardından 1731 yılında kulenin feneri ile top mazgalları ve diğer yerleri yeniden onarımdan geçmiştir. Kızkulesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlar. Daha önce eğlenceler ve kutlamalar için yapılan top atışları, bu dönemde artık savunma amaçlı yapılır. Kule, 1830-1831'de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Daha sonra 1836- 1837'de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edilmiştir. Kızkulesi’nde tesis edilen bu hastanede uygulanan karantina ile salgının yayılması önlenmiştir. Kızkulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmud döneminde yapılmıştır. Kule’nin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım'ın yazısı ile Kızkulesi’nin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirilir. Osmanlı-barok mimari tarzında yapılan bu restorasyonda, kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edilir. 1857 yılında bir Fransız şirketi tarafından Kuleye yeni bir fener yaptırılır. Cumhuriyet Dönemi İkinci dünya savaşı döneminde Kızkulesi’nde yenileme çalışması yapılır. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilir ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilir. 1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir. Kızkulesi, 1959 yılında Askeriye'ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmıştır. “ Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar İstasyonu” olan binadaki sarnıç, 1965’de yapılan tadilatlar sırasında üzeri beton dökülerek kapatılmıştır. 1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri'ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmıştır. Günümüzde Kızkulesi… Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan Kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmış, günümüzde ise Kızkulesi – Maiden’s Tower ismi ile bütünleşmiştir. 1995 yılında Kızkulesi’nin restorasyon süreci başlar. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açar. Bugün gündüzleri cafe-restaurant, akşamları ise özel restaurant olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet veren Kızkulesi, düğün, toplantı, lansman, iş yemeği gibi pek çok özel davet ve organizasyona da ev sahipliği yapmaktadır
sığınak

Cinci Köşkü

Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde bu sarayın adını Üsküdar'ın ünlü sarayları arasında zikretmiştir. Fakat yerini belirtmemiştir. Sarayın 1645 tarihlerinde yapıldığı sanılmaktadır. Cinci Hoca sarayının yanında, Evliya Çelebi'nin "âb-ı hayat sulu bir hamam-ı lâtiftir" dediği bir de hamamı vardı. Bu çarşı hamamı bugün mevcut değildir. Cinci Hüseyin Efendi, Sultan İbrahim (1640- 1648) zamanında şöhrete ulaşmış meşhur bir efsuncudur. Nefesinin bir sinir hastası olan Padişah'a iyi geldiği rivayet olunur.
Dini mimari

İmrahor Cami

İmrahor Camii ya da Mirahur Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. Sinan Paşa'nın imrahoru olan Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Vikipedi Adres: Salacak, Doğancılar Cd. 106a, 34672 Üsküdar/İstanbul Mimari biçim: Osmanlı mimarisi İnşaat başlangıç tarihi: 1597 Tamamlanma tarihi: 1598
Bilişim

Rüstem Paşa Sıbyan Mektebi

Rüstempaşa Sıbyan Mektebi; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Ayazma mahallesinde, Doğancılar caddesi ile Hafız Ali Sokağın kesiştiği yapı adasında1560 tarihlerinde Rüstempaşa tarafından inşa ettirilmiştir. Rüstem Paşa Kanuni döneminde Sadrazamlık yapmış ve Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultanla evlenmiş bir devlet adamıdır. Sıbyan mektebinin karşısında İmrahor Camii ve Başkadın Meydan Çeşmesi bulunmaktadır. Sıbyan mektebinin mimarının Mimar Sinan olduğu iddia edilse bile, binanın yapı taslağının başka bir mimar tarafından yapıldığı izlenimi kuvvetlidir. Bina taş bir kaide üzerine oturmakta olup üç sıra tuğla bir sıra kesme taş olarak inşa edilmiştir. Binanın çatısı ahşap olup, saçaklar kirpi saçaktır. Binanın alt pencereleri düz üst pencereler ise sivri kemerlidir. Doğancılar caddesinden ilk başta bir avluya girilir. Binada toplam 10 adet pencere bulunur.
Dünya Mirası

Üsküdar Mevlevihanesi

Üsküdar Mevlevihanesi, Türkiye'nin İstanbul ilinin Üsküdar ilçesinde yer alan eski bir mevlevîhâne. Günümüzde Klasik Türk Sanatları Vakfı binası olarak faaliyet göstermektedir. Galata Mevlevîhânesi Şeyhi Üsküdarlı Numan Dede'nin 1790'da Üsküdar Mevlevîhânesi'ni kurmak üzere görevinden ayrılması sonrasında kurulmuştur. Vikipedi Adres: Aziz Mahmut Hüdayi, Doğancılar Cd. 82-3, 34672 Üsküdar/İstanbul
Dini mimari

Kaptanpaşa Cami

Cami, aynı isimle anılan semtte ve bu semtin, Kaptan Paşa Sokağı ile Aziz Mahmut Efendi Sokağı arasında ve set üzerindedir. Üsküdar ve Boğaziçi'ne bakan hakim bir durumu vardır. Her iki sokağa açılan avlu kapıları bulunmaktadı r. Aziz Mahmud Efendi Sokağı'na açılan kapısı nın sol tarafında Şehzade Seyfeddin adına yaptı rılmış 1141 (1728-29) tarihli klâsik bir çeşme vardır. İki taraşı, taş bir merdivenden üst avluya çıkılmaktadır. Tam karşıda, Kaptan Paşa Sokağı'na açılan harpuştalı kesme taş avlu kapı sı bulunmaktadır. Bu iki kapıda kitâbe yoktur. Sağ tarafta, tek katlı ahşap meşruta binası ve onun yanında abdest muslukları mahalli yer almıştır. Sol tarafta ise, Kaptan Paşa Camii vardır. Mabedin önünde, bugün ahşap olan son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun sol tarafı, kesme taş duvarlı olup, klâsik demir parmaklıklı iki penceresi vardır. Planı kare şeklinde olan cami tek kubbelidir. Muntazam olmayan kefeki taşından yapılmış olup alt üst pencerelerden ışık alır. Üst pencerelerine camları renkli alçı şebekeler yerleştirilmiştir. Alt pencereler klâsik demir parmaklı klı ve mermer sövelidir. Kapakları ahşaptır. Eteğinde 16 penceresi bulunan ve üzeri kurşun kaplı kubbe, sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Bu kasnak, mabedin dört köşesinden yarım kubbelerle desteklenmiştir. Kıble tarafı nda cami duvarına oturtulan kubbe kasnağı, kapı yönünde iki mermer sütuna bindirilmiştir. Mermer minberi zarif ve güzeldir. Yan korkulukları şebekelidir. Vaiz kürsüsü ahşap, mihrabı ise alçı istalaktitlidir. Camiin içi, çiniler ve kalem işleri ile bezenmiştir. Çiniler, Edirnekapı civarındaki Tekfur Sarayı'nda yapılmıştır. Yanmadan evvel tamamen çini kaplı olduğu anlaşılan mabedin, bugün yalnız alt pencerelerinin üst hizasına kadar çini döşelidir. Bunlar, XVIII. yüzyıl çinilerinin en güzel örnekleridir. Fakat pek çoğu kaybolmuştur. Bugün yalnız alt bölmede çini görülmektedir.
Dini mimari

Aziz Mahmud Hüdai Türbesi

Anadolu’da yetişen büyük Velîlerden olup, 1541 (Hicri 948) yılında Koçhisar’da doğdu. Bursa’da Muhammed Üftâde’den feyz aldı. 1598 (Hicri 1007) de Üsküdar’da câmi ve dergâh yaptırdı. 1628 (Hicri 1038)’de vefât etti. Kabri, İstanbul Üsküdar’da kendi dergâhı yanındaki türbesindedir. Asıl ismi Mahmud’dur “Hüdâyî” ismi ve “Azîz” sıfatı kendisine sonradan verilmiştir. Aziz Mahmud Hüdayi Cami 1594 yılıında Mihrimah Sultan ve Vezir-i Azam Rüstem Paşanın kızı Ayşe hanım Sultan tarafından yaptırılmıştır. Cami Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri tekke ve türbe etrafında oluşturulmuş külliyenin içerisindedir. Derviş tekkesine uygun olarak inşa edilen cami son şeklini Sultan Abdulmecit döneminde almıştır. Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi 1628 yılında İstanbul’da vefat eden Aziz Mahmud Hüdâi Hazretlerinin naaşı kendi adına yaptırılmış olan cami’nin bahçeşinde bulunan türbededir. Türbe içerisinde ayrıca başka sandukalarda bulunmaktadır.
Dini mimari

Valide Atik Cami

Üsküdar'ın en yüksek bir tepesi üzerine yapılmıştır. Müştemilâtı ile beraber çok geniş bir alanı kaplar. Mabet, Sultan II. Selim'in kadını, Sultan III. Murat'ın annesi Nurbânu Valide Sultan tarafından yaptırılmış olup tam bir külliye halinde dev bir eserdir. Mimar Sinan yapısıdır. Kurban Nasuh Camii'nin bânisi Nasuh Ağa'nın, bu mabedin yapımında mimar yardımcısı olarak çalıştığı ve bina eminliği yaptığı söylenmektedir. Kurban Nasuh Camii, Konyalı Biraderler Camii ve Salih Efendi Camii, bu muazzam eserden artan malzeme ile inşa olunmuştur. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde Valide-i Atik Camii'nden Orta Valide Sultan Camii diye bahsetmekte ve şu bilgiyi vermektedir: "Atpazarı yakınında tarif olunmaz bir hayr-ı azimdir. Sultan III. Murat'ın validesi bina etmiştir. Bir bayır üzerinde olup güya nurdan bir kubbedir. Üç yanlarında cemaat tabakaları ve kandil tabakaları vardır. Burada da çeşitli billur cam ve pencereler vardır. Camiin yan kubbeleri olup hele büyük kubbesi çok yüksektir. Dış avlusu içinde çınar ve ıhlamur ağaçları vardır. Sağ ve solunda birer şerefeli iki münasip minaresi vardır. Binaları baştan başa mavi kurşun ile nurlu olup Mimar Sinan'ın sağlam olarak yaptığı binalardandır."
Dini mimari

Çinili Cami

Çinili Camii, Orta Valide Camii ya da Mahpeyker Kösem Valide Sultan Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Murat Reis Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. I. Ahmet'in eşi olan Mahpeyker Kösem Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Vikipedi Adres: Validei Atik, Allame Caddesi , Çinili Mescid Sokak No:2, 34664 Üsküdar/İstanbul Telefon: (0216) 553 07 82 Mimari tarz: Osmanlı mimarisi İnşaat başlangıç tarihi: 1638 Mimar: Koca Kasım Ağa
Dini mimari

Şakirin Cami

Şakirin Camii, İstanbul’un Üsküdar semtinde, Karacaahmet Mezarlığı girişinde yer alan; 7 Mayıs 2009 gününde hizmete açılmış camidir. Türkiye’nin en modern camisi olduğu konusunda tartışmalar olduysa da bu yoruma katılanlar olduğu kadar katılmayan mimarlık eleştirmenleri de olmuştur. Vikipedi Bulunduğu yer: Karacaahmet Mezarlığı Adres: Barbaros, Nuhkuyusu Cd No:2, 34662 Üsküdar/İstanbul Açılış tarihi: 7 Mayıs 2009 Kapasite: 500 Mimari tarz: Modern mimarlık Mimarlar: Zeynep Fadıllıoğlu, Hüsrev Tayla
Dini mimari

Karacaahmet Cemevi

Karacaahmet Sultan Dergahı'da Osmanlı döneminde İstanbul da bulunan yaklaşık 20 civarında Alevi- Bektaşi dergâhının 2. Mahmut döneminde ""Vaka-i Hayriye" nedeni ile uğradığı akıbete uğrar. Sadece dedeleri ve yöneticileri değil bina ve içindeki tarihi değeri olan tüm eşyalar, kitaplar yakılır, yıkılır, dedeler sürgün edilir. Direnenleri ise anında yok edildi. Bu sonucu kabullenmek istemeyenler, Üsküdar Meydanı'nda kurulan darağacını boyladılar. Dergâhın tekrar açılıp, sevenleri ile buluşması II. Meşrutiyet dönemine denk düşer. Dergâh, Osmanlı'nın İstanbul’a gelişini olduğu gibi Osmanlı'nın yıkılışını da gördü. Bu yıllarda işgalci güçlere karşı Mustafa Kemal'in önderliğindeki "Ulusal Direniş" hareketine tüm olanaklarını seferber etti Cumhuriyet dönemindeki tekke ve dergâh kanunları çerçevesinde kapatılan Karacaahmet Sultan Dergâhı yasaklı olsa da halkın ziyaretleri hiçbir zaman eksik olmadı. Karacahmet Sulta’nın Tarihsel kişiliği ve yaptığı hizmetler şöyle anlatılır. ” Karacaahmet Sultan, ulu veli, akıllanır gelen deli” Dergâha gelen hasta ilk geceyi mürşit huzurunda dualarla, Karacaahmet Sulta’nın oturduğu taşın dövülmesiyle elde edilen tuz suya katılarak tuzlu su içirilirdi. Sonra soğuk suyla yıkanır,tedavi süresince müzik dinletilir(nefesler,semahlar,deyişler) ,hasta iyileşemeye sürecine girmeye başlayınca toprağın faydalı olduğu bilinciyle bağ ve bahçede tarımla uğraşmaya başlardır.Tedavisi biten hastadan hiçbir şekilde ücret alınmazdı. İşte Alevilik felsefesinin tüm değerlerini bilimle birleştiren Karacaahmet Sultan, Alevi toplumunun dervişleri, hekimleri, sevenleri o’nu ziyaret etmeye devam etmektedirler. Dergâh 1969 yılında tüm organlarını oluşturarak kurulan ilk Alevi deneğidir. Ve kurucusu Sünni inanca sahip Sayın Şükrü Alptekin’dir. Yaklaşık 47 yıldır ayrımsız tüm canlara hizmet vermeye devam etmektedir. Şuan 40 yöneticisi, 6000 üyesi,25 personeli ile 2.500 m² bir alanda, haftalık 5000 ziyaretçisini ağırlamaktadır. İçinde; En fazla kitap çeşidini barındıran ve iktisadi idari birimiyle yönetilen kütüphanesi, Cem salonu, iki yemek hanesi, kurban kesim yeri, cenaze uğurlama alanı, yönetim birimleri, Alevilik Hizmeti veren dede odası, derslikler, sosyal ve kültürel etkinlik alanları yer almaktadır.
Waypoint

Selimiye

Selimiye İstanbul'un Anadolu Yakası'nda bulunan Üsküdar'a bağlı bir mahalledir. Mahallenin en önemli tarihi mekanları Selimiye Cami ve Selimiye Kışlasıdır.
Kale

Haydarpaşa Garı

Kadıköy’de rıhtımda bulunan Haydarpaşa Garı, devrin Osmanlı padişahı II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906 tarihinde yapıma başlanmıştır. İki Alman mimar ve 1500 İtalyan taş ustasının iki yıllık çalışması sonucu 19 Mayıs 1908 tarihinde tamamlanıp hizmete girmiştir. Padişah III. Selim, kendi adını taşıyan Selimiye Kışlası’nın yapımında çok emeği geçen Haydar Paşa’ya jest olarak, bu binanın bulunduğu semte ve civarına Haydarpaşa denmesine karar vermiştir. Dolayısıyla gar binası da Haydarpaşa adıyla anılır olmuş. Binanın inşaatı, Anadolu Bağdat adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirmiştir. Ayrıca bir Alman’ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu’dan gelecek veya Anadolu’ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boşaltma işlevi için tesisler yapılmıştır. Ayrıca Anadolu’dan gelen ve Anadolu’ya giden trenlerin taşıdığı ticari eşyaları saklamak için de silolar inşa edilmiştir. Mimarisi Yolculuk eden çoğu insanın İstanbul ve o muhteşem manzara ile ilk tanıştığı yer olan gar binası aslında klasik bir Alman mimari örneğidir. Binanın, kuş bakışı bakıldığında bir bacağı uzun, diğer bacağı kısa bir “U” harfi şeklinde olduğu görülüyor. Binanın içinde, yani bu kısa ve uzun bacakların içinde, geniş ve yüksek tavanlı odalar yer alır. Odaların içinde bulunduğu “U” şeklindeki koridorların her iki kolu da kara tarafında bulunuyor. İç tarafta kalan boşluk ise iç avluyu oluşturuyor. Bina, her biri 21 metre uzunluğunda olan bin 100 ahşap kazık üzerine inşa edilmiş. Bu kazıklar 1900’lü yılların başındaki teknolojiyle yani buharlı şahmerdanla çakılmış. Binanın esas strüktürü bu kazıklar üzerine yerleştirilen kazık ızgarası üstünde yükseliyor. Çok sağlam inşa edilmiş olan gar binasının şiddetli bir depremde bile zarar görme ihtimali yok denecek kadar az. Binanın çatısı ahşap ve klasik Alman mimarisinde çok sık kullanılan bir tarz olan ‘dik çatı’ şeklinde yapılmış. Yangınlar, Patlamalar Haydarpaşa Garı’nın tarihinde belki de en dikkat çekici ama ne yazık ki kötü anılardan biri 6 Eylül 1917’de bir İngiliz casusunun düzenlediği sabotajdır. Garda bekleyen vagonlara vinçlerle cephane yüklenirken İngiliz casusun sabotajı sonucu; binada depolanan, garda bekleyen ve gara girmek üzere olan trenlerdeki cephaneler patlamış ve görülmemiş büyüklükte bir yangın başlamıştır. Trenlerde bulunan yüzlerce asker de bu patlamadan ve çıkan yangından büyük zarar görmüştür. Hatta patlamanın şiddetinden Kadıköy ve Selimiye’deki evlerin camlarının kırıldığı anlatılır. 15 Kasım 1979’da garın biraz açığında, ‘Independanta’ adlı Romen yakıt tankeri patlamış ve binanın camları ve tarihi renkli vitrayları parçalanmıştır.
Bilişim

Atatürk Anıtı

Yorumlar

    You can or this trail