• Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı
  • Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı
  • Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı
  • Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı
  • Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı
  • Fotoğraf TRANS MYSIA YOLU Akçalar - Gölyazı

Zorluk seviyesi   Kolay

Koordinat sayısı 330

Uploaded 29 Mayıs 2017 Pazartesi

Recorded Mayıs 2017

-
-
52 m
3 m
0
3,3
6,6
13,15 km

58 kere bakıldı , 1 kere indirildi

yer  Akçalar, Bursa (Türkiye)

(Aktopraklık Höyük ve Irgandı Köprüsü ziyaretleri dahil)

Başlangıç: 22.05.2017 - Misi Köyü, Nilüfer -Bursa

Bursa Otogarından başlayan şehir içi otobüs seyahatimiz yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk ile bizi Misi Karavan ve Çadır Kamp Alanına ulaştırdı. Gecelik ücreti 15 tl. Duş, tuvalet ve kafeteryası ile çok kullanışlı bir tesis.
Hemen Misi, yeni adı ile Gümüşdere köyü içine doğru kültür gezimize başladık.
Yemyeşil bir tünel içinde ilerlerken köyün rengarenk boyalı ilk evleri bizi karşıladı. Misi sokaklarında Osmanlı izlerini hemen farkediyor insan.
Köy merkezindeki Çocuk Kütüphanesi dikkatimizi çekti, karşısındaki Misi Etnografya evi de öyle.
Köye hayat veren Nilüfer Çayı köyün ortasından geçiyor ve köyün en meşhur ürünü Misi Şarabının üretildiği misket üzümünün bağlarını sulamaya hala devam ediyor.
Misi Köyü MS 183 yılında Bizanslılardan kaçan Alex isimli bir keşiş ve havarileri tarafından kurulmuş. Zaman içinde İncil konsülleri burada yapılmaya başlandığı için kutsal bir yer sayılmış.
Müslümanlar açısından da kutsal sayılıyor, çünkü Kavacık Sultan Yatırı bu köyde. Rivayete göre bu bölgede bulunan bir çeşmeden akan su Kavacık Sultanın gözyaşları imiş. Fakat ilginç olan şey, Kavacık Sultanın, kendisine tecavüz eden 15 Bizans askerini öldürmeyi başarmış bir Rum Kadın olmasıdır.
Nilüfer Belediyesi adına MYSIA Yolunu yaratan Tarihçi Onur Ulutaş beyi ve yardımcısı Yunanistan'lı Tarihçi misafirimiz İrini hanımı ziyaret ettik. İrini hanım bize sunduğu Türk Kahvesi ile dostluğumuzu pekiştirdi.
Köy Kahvesinde akşam çayımızı keyifle içtik ve kamp alanına döndük. Çadırlarımızı kurduk. Şimdi güzel bir akşam yemeği Kamp Restoranında bizleri bekliyor.
Yol arkadaşım Fatih Ekmekçioğlu ve ben çok keyifliyiz. Yarın başlayacak yürüyüşümüze hazırız.

1.Yürüyüş günü: Misi - Doğancı Sırtı
Yol: 10.03 km

Herodot'a göre MÖ 1800'lü yıllarda Trakya'dan gelen MYS'ler Misiapolis'i kurmuşlar. Sonra bu şehir Misapoli ve Misi adlarına dönüşmüş.
Misi köyünün bağlı olduğu Nilüfer ilçesi ise antik dönemde BITHYNIA krallığının Prusa isimli bir şehri imiş. Nilüfer adını Orhan Bey'in eşi Nilüfer Hatun'dan almıştır.
Misi köyünün renkli duvarlara sahip dar sokaklarını arşınlayarak yükseliyoruz. Yemyeşil bir orman içinde ilerliyoruz. Misi köyünü ve Bursa 'yı içine alan panoramik görüntü yükseldikçe belirginleşiyor. Sonra kadrajıma Doğancı Köyü girmeye başlıyor.
İnişli çıkışlı bir orman yolu patikaya dönüyor ve 500 m kotunda Doğancı Sırtında bir çeşmenin arkasındaki çayırlığa kampımızı kuruyoruz.
Yol arkadaşım Fatih Ekmekçioğlu ile Doğancı Göletini seyrederek dinlenmeye çekiliyoruz.

2.yürüyüş günü: Doğancı Sırtı - Güngören
Yol: 23.80 km
Toplam Yol: 33.83 km

Dün akşam kampımızın etrafını saran koyun sürüsü ve onların bekçileri kangal köpeği dostlarımızı sizlere söylemeden yürüyüşe başlayamazdım.
Tekçam denilen noktaya kadar orman yolundan ilerledik. Sonra orman patikasına girince dik rampalarla karşılaştık. Nefis manzaralar eşliğinde yükseldik.
Bu bölgede ne kadar çok gölet varmış.
Kadriye mahallesinden sonra yolu planlayanlar yürüyüşe biraz heyecan katmak istemişler galiba ve yolu orman içinden çok eski patikalardan geçirmişler. Bu patikalarda ağaç dalları yolda zor geçit veriyor. Yağmurda geçilmez. Biz sanki yeni bir parkur yarattık gibi oldu. Çok eğlenceliydi.
Bu parkur yayınlarda belirtildiği gibi 18 km değil, tam olarak 23.80 km oldu. Bayağı yorulduk.
Güngören Muhtarı İsmail Taşdemir bey (0536 463 5549) bize Muhtarlık misafirhanesini açtı. Sıcak su bile var. Banyo yaptık. Mahalle kahvecisi ayni zamanda ızgara köfteci. Akşam yemeğimiz çok iyi olacak.
Ben ve yol arkadaşım Fatih Ekmekçioğlu Sayın Muhtarımıza gönül dolusu sevgilerimizle teşekkür ediyoruz.

3. yürüyüş günü: Güngören - Akçalar
Yol: 16.50 km
Toplam Yol: 50.33 km

Yemyeşil bir doku içinde nefis bir parkurda genellikle alçalarak Maksempınarı mahallesine kadar çok güzel bir yürüyüş yaptık.
Anıtsal çok yaşlı dev bir çınar ağacı, içi tamamen boşalmış, çürümüş ve sadece birkaç noktadan kalın kabukları ile toprağa tutunmuş olmasına rağmen hala gür ve yemyeşil dalları ile yaşamaya devam ediyor.
9 yavrusu olan bir anne köpek ve yavruları etrafımızı sardılar ve bizimle oyun oynadılar.
Tam mevsiminde gelmişiz buraya, parkur boyunca bir çiçek denizi içinde yürüdük. Bütün sevdiklerime whatsapp aracılığıyla demet demet gönderdiğim çiçeklerden sizlere de biraz kaldı.
Maksempınarı'ndaki çay molasından sonra bu parkurun en önemli noktası olan Maksempınarı Yangın Gözetleme Kulesine ulaştık. Nilüfer ilçesinin Akçalar ve Hasanağa Mahalleleri ile Uluabat Gölü ve Gölyazı Mahallesi bize muhteşem manzaralar sundular.
Kıvrıla kıvrıla inerek Akçalar'a ulaştık. Mahalle Muhtarı Sayın Mehmet Ali Keser (0532 776 4721) bizi karşıladı. Eski Belediye binasının büyük salonunu bu gecelik bize tahsis etti. Salon sahnesini kısa sürede bir otel odasına çevirdik. Sahne perdesini de çekince tam bir rüya odası oldu. Sayın Muhtarımızın gösterdiği misafirperverliği asla unutmayacağız.
Akçalar'a 1 km kadar uzakta Akhöyük veya Aktopraklık ören yeri vardır. Kazılar devam etmektedir. Büyük bir Açık Hava Müzesi gibidir. Arkeopark haline dönüştürülmüştür. Maalesef birden bastıran çok şiddetli yağmur nedeniyle bu ziyareti yapamadık. Yol arkadaşım Fatih Ekmekçioğlu ve ben üzüntülüyüz. Fırsat bulan doğasever arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Görülmesi gereken önemli bir noktamızdır.

Aktopraklık Höyük Ziyareti
Dün yağmur nedeniyle gidemediğimiz Höyük Ziyaretini bugün gerçekleştirmemize olanak sağlayan Akçalar Mahallesi Muhtarlığına, Sayın Mehmet Ali Keser beye ve Muhtarlık Memuru Metin beye minnettarız. 3 km uzakta olan Aktopraklık Höyük kazı alanına araçla gidiş ve dönüşümüz Muhtarlık aracı ile sağlandı.
Girişte bir tanıtım ofisi düzenlenmiş. Ön bilgileri aldıktan sonra kazı alanını ve bütün düzenlemeleri bir yürüyüş yolunu takip ederek tek tek ziyaret edebiliyoruz.
MÖ 6500 yıllarına uzanan Neolitik Çağ insanlarının yaşamını bizlere tanıtan köy simülasyonu harika idi.
MÖ 5400 yıllarına uzanan Kalkolitik Çağ insanlarının yaşamları ise başka bir alanda şekillendirilmiştir.
Zamanımızdan 100 yıl kadar öncesini tanıtmak üzere yakınlardaki Eski Kızıl Elma Köyünden sökülerek bu seyir alanına yeniden kurulan ahşap evler bölgenin son dönem etnografik yapısını bizlere detaylı tanıtmaktadır.
Aktopraklık Höyük'ü ziyaret etmenizi önemle tavsiye ediyorum. Bütün ailenizle geçireceğiniz mutlu bir anı olarak hatırlayacaksınız.

4.gün: Akçalar - Gölyazı
Yürüyüş Yolu: 13.17 km
Toplam Yol :63.50 km

Asfaltı takip ederek ayrıldığımız Akçalar Mahallesinden sonra buğday ve mısır ekili tarlalar arasından ilerleyerek Fadıllı istikametinde 7 km kadar yol aldık.
İzmir karayolundan sonra yönümüz Gölyazı 'ya döndü.
Meyva bahçelerini bakımdan geçiren küçük çiftlik sahibi ailelerle sohbetlerimiz oldu. Şimdi dut zamanı. Torunlarına dut silkeleyen Selanik Göçmeni bir yaşlı çiftin bize sunduğu bir torba dolusu dut ile doyduk.
Yürüyüş sporu sırasında bahçelerden meyva yemek ne de güzel oluyor.
Gölyazıya 3 km yakın bir bölgede tahminen 200-300 m kadar uzunlukta orijinal taşlı antik bir yol ile karşılaştık. Likya antik yollarının bir benzeri sanki. Fakat uzun bir süredir kullanılmadığı için dikenli bitkiler tarafından istila edilmiş. Antik yolumuz 50-60 cm yüksekliğinde bir diken tüneli haline dönüşmüş. Sürünmemize ve dikenler tarafından kollarımızın kanatılmasına rağmen bu tünelleri geçtik.
Nilüfer Belediyesi yol yapımcılarının bu bölgede acil bir temizlik yapması ve bu muhteşem yolun gelecek yürüyüşçüler için rahatça kullanılır hale getirilmesini tavsiye ediyoruz.
Nihayet Gölyazı'ya Apollonia ad Rhyndacum 'a ulaştık. Arkeolojik Kazı Evi'nin hemen önündeki dar çimenlik alana, Uluabat (Apolyont) gölünün kıyısına kamp çadırlarımızı kurduk.
Bizlere bu imkanı sağlayan Nilüfer Belediyesi Arkeoloji ve Tarih Grubu ekibine ve özellikle ayni zamanda Mysia Yürüyüş Yolları Genel Yöneticisi olan Tarihçi Onur Ulutaş beye çok teşekkür ediyoruz. Başarılı sonuçlar alınmasını diliyoruz.
Gölyazının MÖ 5.yy'da adı Apollonia ad Rhyndacum idi ve bu adı Bergama Kralı II.Attalos'un kraliçesi Apollonis 'ten almıştı.
Sonra Romalılar ve Bizanslıları takip ederek Osmanlılara kadar geldi.
Birçok noktada arkeolojik kazılar devam etmektedir.
Gölyazı 1923 yılına kadar bir Rum Köyü idi ve Manavlar (şehirli Türkmenler) de Rumlarla birlikte yaşardı.
1923 'de yaşanan mübadele ile Rumlar gitti ve yerine Selanik Göçmenleri yerleştirildi.
Halk genellikle balıkçılık ile uğraşmaktadır. Turizm giderek gelişmektedir.
Uluabat Gölü önemli bir kuş gözlem noktamızdır.
Kampımızı kurduktan sonra bütün Gölyazıyı dolaştık. Bir köprü ile karaya bağlanmış eski Gölyazı yerleşimini inceledik. Kale duvarlarını, antik limanı, köprü başındaki çok yaşlı "Ağlayan Çınar"ı, gözlemeleri ile meşhur kıyı büfelerini ve Aziz Panteleimon Kilisesini fotoğrafladık.
Akşam yemeği için GÖNÜL SOFRASI BALIK LOKANTASI 'nı mekan eyledik. Bekir Yazgan ve Ailesi (0535 311 8119) tarafından özenle hazırlanan Sazan - Yayın - Turna balıklarından oluşan bir potpori masamızı neşelendirdi.
Son olarak, hazırladıkları bu alternatif doğa sporları aktivite imkanları ile biz doğaseverleri doğa ile buluşturan Nilüfer Belediyesi Başkanlığına sonsuz teşekkürler ediyoruz.
Yol arkadaşım Fatih Ekmekçioğlu Doğa Sporları Aktiviteleri ile ilgilenen bütün kişi ve gruplara Nilüfer ilçesini öneriyorum.
" GÜLÜMSEYİN, NİLÜFERDESİNİZ" sloganı boşuna seçilmemiş.
Doğada Olalım Sağlıklı Kalalım.

IRGANDI KÖPRÜSÜ
(Bir öğleden sonra BURSA)
Evliya Çelebi şöyle anlatıyor:
Orhan Gazi'nin Bursa'yı fethettiği savaşta askerlerinden biri bu dere boyunda "çıkayım mı, geleyim mi" diye bir ses işitir. Asker kılıcını çekerek yere vurur ve "çık bakalım ne isen görelim" diye seslenir.
Yer sarsılır, ırgalanır ve içinde altınlar bulunan bir hazine ortaya çıkar.
Asker bu durumu Orhan Gazi'ye açıklayınca Padişah bu parayı hayırlı işlerde kullanmasını emreder. Bu köprünün yapılması ve adı buradan gelir.
Aslında Irgandılı ipek tüccarı Hoca Muslihuddin tarafından 1442 yılında üzerinde 31 adet dükkan, 1 adet mescit ve 2 adet ahır olan Osmanlıların ilk ve tek Arastalı Köprüsü olarak yaptırılmıştır.
Dünyada bu işlevde 4 adet köprü vardır. İtalya'da Floransa 'da Ponte Vecchio, Venedik'te Ponte Rialto, Bulgaristan'da Osma Köprüsü ve Bursa'da Irgandı Köprüsü.
Köprü 1855 depreminde büyük hasar görmüş ve bazı değişikliklerle yenilenmiştir. 1922 yılında Yunanlıların şehri terketmesi sırasında bombalanarak bir kez daha tahrip edilmiştir.
Irgandı Köprüsü 1949 yılında dükkansız şekilde onarılmış olup 2003 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

Doğada Olalım Sağlıklı Kalalım.

GPS iz kayıtları için
http://tr.wikiloc.com/
sitesinden "metin kurt" adı ile sorgulama yapabilirsiniz.

Yorumlar

    You can or this trail