süre  4 saat 7 dakika

Koordinat sayısı 512

Uploaded 20 Mart 2016 Pazar

Recorded Mart 2016

-
-
135 m
28 m
0
1,5
2,9
5,86 km

654 kere bakıldı , 9 kere indirildi

yer  Beyazıtağa, İstanbul (Türkiye)

Topkapıdan başlayıp haliçe uzanan geziyi sn Erol Gezeroğlunun mihmandarlığında gerçekleştirdik
Topkapi
Gazi kara ahmet pasa camii Fatih’in İstanbul’u fethettiği yer olan Topkapı’da dünlerin bize emaneti pek çok eserden biridir Kara Ahmet Paşa Camii. Adını banisi Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Kara Ahmet Paşa’dan alır. Arnavut devşirmelerinden olan Kara Ahmet Paşa sarayda yetişmiş, kapıcıbaşı olarak dışarı çıkıp sonra yeniçeri ağası, Rumeli Beylerbeyi olmuş ve ikinci vezir iken 27 Temmuz 1552 de Temeşvar’ı zapt etmiş. Bundan dolayı da Osmanlı tarihinde Temeşvar Fatihi olarak tanınmış. Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Fatma Sultan ile evlenmiş. Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın eşi Rüstem Paşa’nın sadrazamlıkta bulunduğu günler de Rüstem Paşa, kayınvalidesi Hürrem Sultan’ın kışkırtmaları ile Şehzade Mustafa’nın tahtı ele geçirmek için fırsat kolladığına dair bir rapor hazırlar. Ve o rapora göre 6 Ekim 1553 günü Konya Ereğli’sinde, babasının çadırı içinde boğdurularak öldürülür Mustafa. Yeniçeriler, olayı bir cinayet sayarak Sadrazam Rüstem Paşa’nın cezalandırılması için eyleme geçerler. Aynı gün Paşa azledilir. Yeni sadrazamsa Kara Ahmet Paşa’dır. 1554’de caminin yapımına başlanır. Ancak sadrazamlıktan azledilmeyi içine sindiremeyen Rüstem Paşa fırsat kollamaktadır. Kayınvalidesi Hürrem ve eşi Mihrimah Sultan da en büyük yardımcısıdır bu arada. Ve daha yaptırdığı camiyi görme fırsatı dahi bulamadan 29 Eylül 1555’de boğdurularak öldürülür Kara Ahmet Paşa. Yapımına bir süre ara verilen camii, medrese, türbe ve sıbyan mektebi ile birlikte 7 yılda tamamlanır. Büyük usta Mimar Sinan’ın eseri olan camii, 17. ve 18.yüzyıllar sonunda iki defa tamir görür. Cami avlusunu kısmen yatık U biçiminde saran medrese ile Kadırga Sokollu Mehmet Paşa ve Edirnekapı Mihrimah Sultan Camilerinde görülen cami-medrese birleşiminin bir başka örneği de burada çıkar karşımıza. Medrese ile çevrili avlunun ardından beş büyük kubbe ile örtülü, cami sınırından taşan son cemaat yeri karşılar bizi. Cami kapısı kırmızı-beyaz geçmeli ve mermerden. Kesme taştan yapılmış camiden içeri girdiğimizde dikdörtgen bir ana mekan çeker dikkatimizi. Ana kubbe altı fil ayağı üzerine durmakta ve dört bir yanda yarım kubbeler bulunmakta. Ana kubbeye açılan 18 pencere sayesinde yapının hem ağırlığı hafifletilmiş hem de bol ışıkla aydınlatılmış. Mihrap duvarında alt pencerelerin alınlıkları ve dolap alınlıkları çini süslemeli. Mihrap, sade mermerden olup sarkıtlı ve kum saatli. Yine mermerden olan Minber adeta dantel gibi bir oyma tekniği ile işlenmiş. Vaaz kürsüsü, cümle kapısı ve pencerelerin ahşap kanatları 16.yy’ın geçmeli ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinden. Müezzin mahfilinin tavanında görülen kalem işleri de dikkat çeken bir diğer süsleme detayı. Kesme taştan yapılmış olan minare’nin girişi son cemaat yerinden olup binanın hemen üstünden başlamakta. Külliye binalarından çatı örtülü ve dikdörtgen biçiminde sıbyan mektebi (Bugün Ahilik Araştırma ve Kültür Vakfı’nın hizmetinde) yanında Kara Ahmet Paşa’nın çift kubbeli altıgen türbesi bulunur. Daha önce türbenin etrafını çeviren haziredeki bütün mezar taşları kaldırılmış, hazirede yalnız bir –iki mezar taşı ile Ahmet Paşa’nın eşi ve Yavuz Sultan Selim’in kızı Fatma Sultan’ın mezarı kalmış. Banisi yapıldığını göremese de onun adıyla yaşıyor cami. Belki de her bir taşına sinmiştir bu hüzün ve belki de edilen her dua, kılınan her namaz onun da ruhunu şad ediyordur. Yazar: Ayfer İlter
Surp Nigoğayos Ermeni Kilisesi (Ermenice: Սուրբ Նիկողայոս Եկեղեցի), Türkiye'de İstanbul iline bağlı Fatih ilçesi Topkapı semtinde bulunan Ermeni kilisesi. 1630 tarihli bir elyazmasında bu bölgede bir kilisenin varlığı geçse de kilisenin ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Kayıtlara göre kilise inşasına 1813'te başlanmış, 1823’te kilise ikinci kez inşa edilmiştir. 1832’de ise üçüncü kez inşa edilen kilise nedeni bilinmemekle birlikte harap olur ve 1831'de İstanbul Ermeni Patriği Isdepanos II. Ağavni yeni bir kilise inşaası için Sultan II. Mahmut'a başvurur. Vartan Kalfa Tıngıryan'ın mimarlığında yeniden inşa edile kilise 1894 depreminde zarar görerek yenilenir. I. Dünya Savaşı'nda askeri amaçlarla kullanılan kilise 1927'de yenilenerek Patrik Mesrob I. Naroyan tarafından açılır. 1987 yılında onarımdan geçen kilise 2000 yılında tekrar onarım görerek Aram Ateşyan tarafından ibadete açılır.[1]
Sulukule, çoğunlukla Romanların yaşadığı Fatih'teki semt. 1 İsmin anlamı 2 Tarihçe 2.1 Bizans dönemi 2.2 Osmanlı dönemi 2.3 Cumhuriyet dönemi 3 Kentsel yenileme projesi 4 Kaynakça İstanbul'da surların en alçak olduğu bölge olan ve Bayrampaşa Deresi'nin bu bölgede bulunması nedeniyle bu adı almıştır. Bayrampaşa Deresinin doldurduğu limanda bulunan yağ kandilleri. Bizans dönemi[değiştir | kaynağı değiştir] Sulukule'nin batısına denk gelen kara surlar, Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından MS 6. yüzyılın başında yaptırılmıştır.[1] Bölgeye yerleşimleri 10. yüzyıla dayanmaktadır. Bizans döneminde Hindistan'dan geldiği iddia edilen Romanlar, Ortodoks Kilisesi tarafından falcılık ve sihirbazlık gibi faaliyetlerle suçlanınca kara surlarının dışında yaşamaya zorlanırlar [2]. Osmanlı dönemi[değiştir | kaynağı değiştir] 1453'te İstanbul'un fethinden sonra şehri canlandırma amaçlı olarak, farklı bölgelerde yaşayanları İstanbul'a çekme politikası ile Romanlar davet edilince bir kısmı Ayvansaray'da Lonca mahallesine bir kısmı da Sulukule'ye yerleşmiştir[2]. İstanbul'un fethinden sonra müslüman olan Romanlar dans ve müziğin yanı sıra kente pek çok yönden katkıda bulunmuş, sarayın mehter takımını kurmuşlardır.[kaynak belirtilmeli] Dönemin en iyi, en zengin katırcıları, sepetçileri, Sulukule’den çıkmıştır. Cumhuriyet dönemi[değiştir | kaynağı değiştir] Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Sulukule’de henüz eğlence evlerine ait bir ize rastlanmaz. Eğlence evlerinden ilk kez 1946 yılında Turan Aziz Beler’in “Beyoğlu Piliçleri” kitabında rastlanmıştır. Beler, kitabında dekoru sade, temiz bir oda içinde sazlarını çalan, şarkı söyleyen ve dans eden genç kadınlardan bahseder. Sulukule’nin en görkemli yılları 1950 ile 1960’lı yıllardır. Bu dönemde Sulukule’deki üç Eğlence Evi’ne ancak randevu ile gelmenin mümkün olduğu söylenir. Zeki Müren, Müzeyyen Senar gibi birçok ünlü ses sanatçısı eğlenmek amacıyla Sulukule’ye gelirken, bugünün popüler isimleri olan Hüsnü Şenlendirici, Adnan Şenses, Kibariye gibi isimler de Sulukule’de Eğlence Evleri’nde kendini yetiştirirler. Menderes döneminde, Vatan Caddesi yapılırken, Edirnekapı’da surların bir bölümü ve Sulukule’de 29 ev yıkılır Sulukule, biraz daha surlara doğru kayarak, sur boyuna yerleşmiş olan Haticesultan ve Neslişahsultan mahalleleri ile kaynaşır. 1985 yılına gelindiğinde ise Sulukuleliler, Turizm Bakanlığı’na “Gösteri Evleri Projesi” ile başvurup olumlu yanıt almışlardır. Yerel belediye tarafından onaylanmadığı için yasallaşmamakla birlikte “Eğlence Evleri” faaliyete geçer. Üç tane olan Eğlence Evleri’nin sayısı, 34’e çıkar. Yarı yasal olarak çalıştırılan işletmelerde 3500 civarı kişi çalışmaktadır. Bu dönemde mahalle ekonomik olarak kalkınma sağlar yeni apartmanlar yapılır. 1990 yılında, Sadettin Tantan'ın Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu İstanbul Bölge Başkanlığı’na seçilmesiyle, Sulukule’deki Eğlence Evleri’ne baskınlar başlar. 1992’de Eğlence Evleri’nin büyük bir çoğunluğu kapanır. Saadettin Tantan’ın 1994’te Fatih Belediye Başkanı seçilmesi ise kalan birkaç tane Eğlence Evi’nin de boşaltılmasına neden olur ve bölge tekrar fakirliğe teslim olur.[kaynak belirtilmeli] Kentsel yenileme projesi[değiştir | kaynağı değiştir] 2005 yılında Bakanlar Kurulu "Sulukule Kentsel Yenileme Projesini" kabul etti, 19 Ekim 2006'da acele kamulaştırma kararı çıkardı. STK ve bazı derneklerin itirazları kabul görmedi Kültür ve Tabiat Varlıkları Yenileme Kurulu, Sulukule Yenileme Projesi'ni onadı.
Mihr-î-Mâh Sultan Camii İstanbul'un Karagümrük semtinin Edirnekapı bölümünde surların hemen yanında bulunan cami. Banisi (yaptıran) Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'dır. 1562-1565 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapıldı. Dikdörtgen planlı caminin etrafında medrese, mektep, türbe, hamamları vardır. 37 m yükseklikteki kubbe üçer kemere yaslanır, yanlarda ikişer sütun, sağ ve solda 3 kubbe ve mahfelleri bulunur. Mihrap ve minber taş işçiliğiyle yapılmıştır. Edirnekapı Mihr-î-Mah Camii'nin Kubbesi. Caminin büyük avlu kapısından dik merdivenlerle cami içine çıkıldığında sağ tarafta medreseler ve karşısında 7 kubbeli 8 mermer granit sütunlu son cemaat yeri vardır. Şadırvan bunların arasında bahçede, minaresi sağdadır. Hamam cadde kenarındadır. 1999 depreminde hasar gören caminin restorasyonu tamamlanmıştır. Camii İçişleri Osmanlı İmparatorluğu'nun camîyi inşa etmesi yaklaşık 3 yıl sürmüştür. 11 yıl süren restore çalışmaları tamamlanmış olup, cami hizmete açılmıştır.
Mihrimah s c
Edirnrkapu
Kariye musesi
Tekfur Sarayı, İstanbul'da bulunan Blaherne Sarayı kompleksinden günümüze kalan tek saray. İstanbul'da, Fatih İlçesi sınırları içerisinde kalan Edirnekapı semtinde; kara surlarına bitişik olarak inşa edilmiş, konum olarak Edirnekapı ve Eğrikapı arasında kalan kalın duvarlı saray “Tekfur Sarayı” olarak isimlendirilir. Tekfur Sarayı’nın ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı tarihi kaynaklarda, İsa’nın doğumundan sonra onuncu asırda Bizans İmparatoru Porfirogenetos emri ile yaptırıldığı ve arka kısmında bulunan büyük sarayın ek binası olduğu savunulmaktadır. Bu bilgiyi reddeden diğer tarihi kaynakların görüşü ise milattan sonra on üçüncü ve on dördüncü asırlarda[1] “Blakhernai Sarayı” olarak bilinen sarayda yaşayan hizmetkarların ikamet etmesi için yapıldığı yönündedir. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesinden sonra “Tekfur Sarayı”, on yedinci yüzyılın sonlarına kadar metruk şekilde kalmıştır. On yedinci asrın sonlarında ise Tekfur Sarayı’na hayvanat bahçesi kurulmuştur. İstanbul şehrine gezgin olarak gelen John Sanderson’un rivayetine göre ise kendinden kırk yıl evvel gelen Ogier Ghiselin de Busbecq, buradaki hayvanat bahçesinde bulunan zürafayı görmek istemiş fakat zürafa birkaç gün önce öldüğünden dolayı dünyada hiçbir ülkede göremediği bu canlıyı görmek ve merakını gidermek için zürafanın mezarını kazdırmak sureti ile merakını nihayetlendirmiştir. On sekizinci yüzyıl başlarında seramik atölyesi olarak kullanılan “Tekfur Sarayı”, on dokuzuncu yüzyıl ortalarından itibaren cam ve cam ürünleri imalathanesine dönüştürülmüştür. Dünyaca ünlü “kaşıkçı elması” ise “Tekfur Sarayı”nın çöplüğünde bulunmuştur. Günümüzde ise yeni tarihi olaylara şahitlik etmek amacı ile Tekfur Sarayı’ndaki arkeolojik kazılar sürmeye devam etmektedir.
Egrikapi maksemi
Ivaz efendi camii
Panayia vlaherna ayazmasi
Peygamberin sut kardesi

Yorumlar

    You can or this trail